Nasıl erkek olunur?

Sen erkeksin, kız kardeşini sen koruyacaksın.

Ailenin namusu erkekten sorulur.

Yanındaki kadına laf ettiren erkek de, ne bileyim.

Ben fakirlerle çıkmam.

Erkek adam karısından çok maaş almalı.

Evi erkek geçindirir, kadın çalışmasa da olur.

Şiddet uygulayan adam değildir!

Çeşit çeşit laflar. Bazısı kadını korumayı hedeflerken bile cinsiyetçi, gerici.

Bugün hayatımızı zindana çeviren bu sorulara cevap vereceğiz. Nasıl erkek olunur? Hadi başlayalım.

Kadınlara hep nasıl olmaları gerektiği söylendi.

Daha çocukluktan itibaren “hanım hanımcık” ol dendi bize. “Üstünü düzelt, sağa sola bakma”. Biraz büyüyünce, “erkeklerle ilişkilerinde ağır ol” dendi, “kendini ağırdan sat”. Toplumsal hayata karıştıkça, bu görevler iyice karmaşıklaştı. Bir yandan “prezentabl ol, süslü ol” dendi; “çalışan kadınsın, biraz kadın gibi ol” dendi. Ama sonra uyarı geldi hemen “çok da süslü olma, dikkat çekme” diye. Hepsi birbirinden zor bir sürü kalıba kendimizi sokmaya çalışarak büyüdük, büyüyoruz.

Kadınların içine sokulmaya çalışıldığı bu kalıpların bir adım ötesi de, kadın zarar görünce kadını suçlamaktı. “Şiddet gördüysen, tacize uğradıysan suçlusun, sen de düzgün davransaydın” denildi. “Kendine dikkat etseydin, öyle adamlarla vakit geçirmeseydin” denildi.

Gerçekten de, kadınların zarar görmemek için her an tetikte mi olmaları lazım? Kadınların kendilerini korumak için, her ayrıntıyı düşünen birer dedektif mi olmaları lazım? Sürekli olarak kendimizi ölçüp biçip “kabul edilebilir” kıstaslara sokmaya mı uğraşacağız? Böyle bir hayatı mı hak ediyoruz gerçekten? Kendimizi bir an bile rahat bırakmayalım mı istiyorsunuz?

Kadınların toplumsal ilişkilerde sürekli olarak bir takım ayrıntıları akıllarında tutmaları bekleniyor. Yolda yürürken, okulda ya da işte bir arkadaşlık kurarken, içki içerken, biriyle sevgili olurken, hep tetikte olmalıyız ve her an en doğru kararı vermeliyiz. Vermezsek suçlanıyoruz.

O kadar acımasız ki herkes; kadınlara akıl vermeye gelince kimse mangalda kül bırakmıyor. Bu ülkede, tecavüze uğrarken neden bağırmadı diye hesap soruldu kadınlara. Tacize uğrayabileceğini neden tahmin edemedi, öldürüleceğini neden tahmin edemedi diye kurbanlar suçlandı. Kadın cinayetlerinden sonra, “onun da o adamla ne işi varmış” dendi öldürülen kadınlar için.

Sadece erkekler yapmıyor bunu acımasızlığı elbette, kadınlar da yapıyor. Soğukkanlılıkla diyorlar ki, o da şöyle yapsaydı, böyle yapsaydı.

Önceki videomuzda söyleşmiştik, kadın ve erkeğin eşitsiz olduğu fikri hepimizin bilinçaltında var. Ve de, her türlü sömürü ve ezilmeyi meşru göstermek için, aklımız hep kaçış yolları buluyor.

Örneğin, kendimiz gibi başka işçilerin sömürüldüğünü, işsiz kaldığını, haksızlığa uğradığını gördüğümüzde hemen bahaneler uyduruyoruz, “o da kendini ezdirmeseymiş”, “o da o şartlarda çalışmayı kabul etmeseymiş”, “okusaymış da işsiz kalmasaymış” gibi. Kendimizi hep daha üstün görmeye ve var olan durumu kabul edilebilir hale getirmeye çalışıyoruz.

Kadınlar söz konusu olunca da aynı şey işte. Kadın-erkek eşitsizliğini de kabul edilebilir kılmak için, hep bahaneler uyduruyoruz ve inanıyoruz da bu bahanelere. Peki, kendimize soralım şimdi; bir kadın yolda yürürken biraz kendini rahat bırakmasın mı? İçki içip kafasını dağıtmak istemesi suç mu kadının? Ya da insanlarla biraz olsun rahat, tasasız ilişki kurmak istemesi?

Hem yalnızca şiddet ve tacizin gerçekleştiği an değil ki söz konusu olan. O ana gelene kadar, kadına çocukluğundan itibaren reva görülen bir sürü şey var. İnsanlar çocukluklarından itibaren sevgisiz, güvensiz, sahipsiz olma hissiyle büyüyorlar. Yoksulluk zaten hep var. Aileler geçim derdinden, çocuklarına ne kadar vakit ayırabiliyor? Hangi aile çocuk yetiştirme üzerine okuyabiliyor, destek alabiliyor, çocuğuna nasıl yaklaşması gerektiği konusunda kendisini eğitebiliyor? Bir sürü tehlikeye açık bir şekilde büyüyen bir insana nasıl sorarız “neden hayatında doğru kararlar vermedin?” diye?

Kız çocuklarının durumu daha da kötü. Kadınlara daha çocukluklarından itibaren bir sürü şey yükleniyor. Ev işi yükleniyor, namusunu koruma sorumluluğu yükleniyor, bir sürü kadın daha çocukken istismara uğruyor. Devlet de bunları seyrediyor. Yoksulluğu seyrediyor, tacizi seyrediyor. Sonra kız çocuğu büyüdüğünde, neden kendini korumayı bilmiyor diye soruyorlar. Nasıl bilsin? Evde ailesinden sevgi görmeyen, okulda öğretmeninden destek göremeyen, çevresinde yalnız kalan, toplumda bir destek eli, iyi bir örnek göremeyen bir kız çocuğu düşünün. Çevresi mutsuz kadınlar ve mutsuz ailelerle dolu biri, işsizlik, açlık korkusu yaşayan biri, nasıl hep doğru kararları versin de kendini savunsun?

Kadın sorunu bireysel bir sorun olarak ele alındığı sürece bu nedenle çözülemiyor.

İşte, nasıl kadın olunur sorusunun cevabı da burada.

Her şeyden önce, yaşadığımız sıkıntıların toplumsal sebepleri olduğunu bilmek gerekiyor. Kendimizi ve ya da diğer kadınları suçlamadan önce, bizi zorlayan tüm bu şartları oluşturan ve derinleştiren bir toplumsal düzen olduğunu bilmeliyiz. Kendimizi anlamaya çalışmalıyız; kendimize yüklenmeden nasıl daha güzel bir hayat kurarız diye düşünmeliyiz.

Daha sonra ise, dayanışmamız gerekiyor. Birbirimizin elinden tutacağız. İnsanlara sadece uzaktan akıl vermeyi bırakıp, yan yana geleceğiz, yol göstereceğiz. Yardım edeceğiz ve yardım isteyeceğiz. Hiçbir kadını yalnız bırakmayacağız.

Ve de, mücadele edeceğiz. Hem bugünü düzeltmek için, hem de yarını kurmak için. Tüm insanlara, kız ve erkek çocuklarına, kadınlara ve erkeklere güvenli bir toplumsal ortam sunan, tüm çocukların sağlıklı büyümesini destekleyen, yoksulluğu ortada kaldıran bir düzende, yaşadığımız sorunların ne kadar azalacağını bir düşünün. İşte bu toplum için mücadele etmeliyiz.

Videonun başlığı “Nasıl erkek olunur?”du. Bu sorunun cevabı da uzakta değil.

Kadınların karşı karşıya kaldıkları sorunları, kadın olmanın, hele Türkiye’de kadın olmanın zorluğunu biraz kafasını çalıştıran herkes anlıyor. Erkeklerin kadınlar için yapabileceği en önemli şey de, insanın insanı sömürmesinin de, erkeğin kadını ezmesinin de ortadan kalktığı bir toplumsal düzen için birlikte mücadele etmek. Kadınların yaşadığı tüm sorunlara, şiddete, tacize, mobbinge karşı kadınlarla birlikte mücadele etmek. Devletten kadınlara karşı görevini yerine getirmesini istemek, yapmadığında hesap sormak.

Ama bu mücadeleyi verirken, olduğumuz yerde de durmayalım elbet. Öğrenmek ve kendimizi geliştirmek için fırsatımız var. Kadınlar ve erkekler olarak nasıl daha iyi ilişki kurabiliriz, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak için nasıl bir tutum alabiliriz diye soran, bunu merak eden ve soran-sorgulayan çok erkek var. Bireysel yaşamlarını, tutumlarını gözden geçiren erkekler, kadınlarla birlikte bu konuda da ortak bir mücadele veren erkekler var; ne şanslıyız ki, sayıları da artıyor.

Erkeklerin bu konularda duyarlılık geliştirmeleri bireysel bir tutum gibi görünebilir, ama aslında son derece siyasi bir tutum bu. Çünkü hepimizin bireysel davranışlarının toplumsal sebeplerini irdelemeye başladığımızda, bu düzenin dayattıklarına bir karşı çıkış da sağlamış oluyoruz. Şiddetin, tacizin kendi hayatlarımızdaki yansımalarını ortadan kaldırmak, kendimizi bu düzenin pisliklerinden arındırmak, hem bir görev, hem de bugünü güzelleştiren bir yol.

Bu toplumsal düzende eşitsizlikleri anlamalı, bunların kalıntılarından kurtulmak için öğrenmeli ve yan yana gelmeliyiz. İşte böyle “erkek” olunur.

Paylaşın

Yorumlar