Marksizm Ve Anarşizm Arasında Ne Fark Var?

Marksizm ve anarşizm… Bu iki uzlaşmaz teori, on dokuzuncu yüzyıldan beri varlığını sürdürüyor. İşçi hareketi içindeki bu iki akım arasında süren şiddetli ideolojik mücadele, tarihte birçok defa, ideolojik alandan silahlı alana taşındı. Bu videoda Marksizm ile anarşizm arasındaki farkların neler olduğu ve bunların bugün bizim için ne anlama geldiği üzerinde duracağız.

Her iki teorinin temellerini ele alarak başlayalım. Teorik bir perspektiften bakıldığında materyalizm ile idealizm arasında kesin bir fark vardır. Marx’ın proleter sosyalizminin altında yatan felsefi akım, diyalektik materyalizmdir. Diyalektik yöntem, toplumsal yaşamı bir değişim ve gelişme hali olarak ele alır. Bu işleyiş, mevcut düzen içinde çok sayıda küçük niceliksel değişiklikle evrimsel; ya da mevcut düzenin kökünden sarsılması ve yeni bir düzenin kurulmasıyla devrimci olabilir. İki karşıt eğilimin birliği, nicel ve nitel değişiklikler, bunlar toplumsal gelişim süreçlerinin temelini oluşturur. Materyalizm, doğada bir maddi dünyanın varlığını savunur. Yani insan bilincinin dışında ve ondan bağımsız olarak maddenin var olduğu; duyu, bilinç ve fikirlerin türev olduğu gerçeğini ortaya koyar.

Diyalektik materyalizm, dünyayı “mutlak fikirlerin”, “evrensel ruhların” veya “bilinç üstünlüğünün” cisimleşmesi olarak kavrayan idealizme keskin bir şekilde karşı çıkar. Bu felsefenin aksine, Anarşist teori, bireyin sınırsız özgürlüğünü savunur ve bunu gerekçelendirmek için idealizme ve metafiziğe başvurur. Böyle bir yaklaşımın “özgür işbirliği”, “özyönetim” ve “öz-örgütlenme” gibi muğlak kavramlara yönelmesi şaşırtıcı değildir. Bireyin kurtuluşunun kitlelerin kurtuluşunun önkoşulu olarak görülmesinin asıl sebebi de budur.

Oysa Marksistlere göre bireyin kurtuluşu için kitlelerin kurtuluşu gerekliliktir. Bu da, her toplumsal sınıfın kendine ait psikolojisi ve ahlakı olduğu görüşünün sonucudur. Bütün dönem ve koşullara uygun, ebedi ve mutlak bir ahlak yoktur. İnsanlar arasındaki ekonomik ilişkiler, her sınıfın kendi bakış açısını geliştirmesinin maddi temelini oluşturur.
İşte iki teorinin temel taşları bunlardır. Ancak Anarşizm ile Marksizm arasındaki tek farkın bir taktik sorunu olduğuna inanmak hata olacaktır.

Karl Marx’ı ekonomi politik üzerine yazmaya ve ünlü eseri “Kapital”i biçimlendirmeye motive eden Proudhon’un anarşist teorisiydi. Marx, Proudhon’un teorilerini, metafizik ve idealist temellerini hedef alıp acımasızca eleştirerek işe başladı. Marx, 1847’de Proudhon’un çalışmalarından birini eleştirdiği Felsefenin Sefaleti adlı eserini yazdı. Orada şöyle diyordu:

“İşte böyle; M. Proudhon, hem ekonomi politiğin hem de komünizmin eleştirisini yapmış olmakla övünüyor: Oysa durduğu yer her ikisinin de çok gerisindedir. İktisatçıların gerisindedir, çünkü sihirli bir formüle sahip bir filozof olarak, saf ekonomik ayrıntılara girmekten sakınabileceğini zannediyordu; sosyalistlerin gerisindedir, çünkü düşünsel olarak da olsa burjuva ufkunu aşacak ne cesaret ne de yeterli kavrayışa sahip.
Sentez olmayı arzuluyor ama – o bileşik bir yanılgıdan ibaret.
Bilim insanı olarak burjuva ve proleterlerin üzerinde süzülerek uçmayı arzuluyor; ama aslında yalnızca, sermaye ile emek, ekonomi politik ile komünizm arasında sürekli gidip gelen bir küçük burjuvadır.”

Marx, daha on dokuzuncu yüzyılda, anarşizmin önde gelen simalarından Proudhon’u bir küçük-burjuva teorisyeni olarak nitelendirdi. Küçük burjuvazi, kapitalist ülkelerdeki iki temel rakip sınıf arasında, yani proletarya ve burjuvazi arasında kalan en istikrarsız unsurlardan oluşur. Psikolojisi yaşadığı ekonomik koşulların bir yansıması olan küçük burjuvazi, durmaksızın farklı tutumlar sergiler.

Küçük girişimciler, hem bireycilikleri hem de değişimden duydukları korkuyla kendini gösterir. Ekonomik koşullar onu, hayatın zorluklarına mümkün olan her şekilde uyum sağlamaya zorlar. Anarşizm bu kişilerin öfkelerine hitap ederek onların zihinlerinde yer edinir. Anarşizm hayal kırıklığının bir sonucudur. Proletaryanın değil, kararsız aydının ya da aylakların psikolojisi…
Bilimsel komünizm teorisi ile ütopik anarşizm teorisi arasındaki mücadele, Birinci Enternasyonal’de yoğun tartışmalara neden oldu. Bu mücadele günümüzde de sürüyor. Pek çok kimse ikisinin de geçmişte kaldığını, hatta benzer yönleri olduğunu ve birleşmeleri gerektiğini savunuyor. Bu mümkün mü?

Proletarya devleti ve anarşist özyönetim bir ve aynıysa Birinci Enternasyonal’deki iki karşıt kampın ortaya çıkışının hiçbir temeli ve genel olarak anlamı olmazdı.
Marksizm ve anarşizmin ekonomik görüşlerine bir bakalım. Örneğin Bakunin, bireylerin tam gelişiminin “yeryüzünde yaşayan tüm insanlar arasında olabildiğince eksiksiz ekonomik ve sosyal dayanışmanın mutlak özgür ve kendiliğinden örgütlenmesiyle” sağlanmasından bahseder. Anarşistler ahlak ve duygulara hitap eder. Ama tarih her zaman yanıldıklarını kanıtladı.
Sosyalist bir devrimi sosyalizme dönüştürmek için, halen tüm türevleriyle (temettü faizi, rant vb.) artı değeri sömüren burjuvazinin mülklerine el koymak ve üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini sağlamak gerekir. Bu amaca giden yol, “öz-örgütlü” kaotik gruplardan değil, işçi sınıfının öncüsü Komünist Parti’nin liderlik ettiği proletarya diktatörlüğünden geçer.
Bunu başarmak için proletarya örgütlenmeli, toplumsal üretimi planlama ve organize etme yeteneğine sahip olmalıdır. Bunu, planları reddeden ve modern ekonomilerin parçalanmasını savunan anarşist teorilerle kıyaslayın. Anarşizmin küçük-burjuva bireyci örgütlenmesiyle, Marksist proletarya diktatörlüğü ve planlı ekonominin uyuşması mümkün değildir. Anarşizm, Marksizm-Leninizmin öngördüğü sosyalizmin inşasına tamamen yabancı olan kendiliğindencilik ve bireycilikten yanadır.

Böyle bir ideolojinin takipçilerinin eylem propagandası gibi kavramlar üretmesi ve sol maceracılığın teorisyenleri ve uygulayıcıları olması şaşırtıcı olmamalıdır. Anarşistlerin soyut anlamda devlete ve genelleştirilmiş otoriteye karşı çıkışlarının, teorilerinin uygulanmasında güçlü etkileri vardır. Bu kavrayış, asıl olarak sosyalist devrimden sonra toplum modelinin nasıl olacağı konusunda belirleyicidir. Anarşistler devlet kurumunu hiçbir zaman kabullenmedi ve bu yüzden devrimin hemen ardından “devletsiz bir toplum” modeline geçişi savundular. Öte yandan, bu savunuyla, kendi fikirlerine göre devletin proleter olamayacağını koro halinde öne sürerken, sosyalist devlet hakkını reddediyorlar. Örneğin, anarşistler Sovyet hükümetine “Otoriter Sovyetler”in asla gerçek Sovyet olmadığı iddiasıyla şiddetli bir şekilde saldırıyordu.

Anarşistler her zaman hedeflediklerinin bağımsızlık, Sovyetlerin demokratikleşmesi ve kişisel özgürlük olduğunu ve Sovyet “otoriterliğine” ve baskısına karşı mücadele ettiklerini iddia ettiler. Bu eleştiriler, liberal ya da burjuva tarihçilerin eleştirileriyle tuhaf ve ürkütücü biçimde benzerlik gösteriyordu. Pratik olaraksa, teoride iflas etmiş küçük-burjuva üretim örgütlenmesinden yana, işçi ve köylülerin proleter devletine karşı bir mücadele anlamına geliyordu. 1918’de Rusya’da anarşistler, Sovyet iktidarına karşı açık sabotaj ve terörist yöntemlerde uzmanlaşan “Kara Muhafız”ı kurdu. Mahnovist sabotaj, Sovyet politikasının uygulanmasını baltalamayı hedefledi ve pratikte proleter devlete karşı mücadele etti.

İspanya’da anarşistler, 1937’de Barcelona’da savunmayı örgütsüzleştirerek ve Cumhuriyetçi İspanya’ya karşı açık bir isyan başlatarak Cumhuriyeti zayıflattı. Demokrasi ve özgürlükle ilgili cüretli laflara rağmen, İspanya’da Franco’nun karşı saldırısının ve faşist rejimin zaferinin önünü açtılar. Bugün anarşistler, egemen sınıflar tarafından halkın dikkatini örgütlü mücadeleden uzaklaştırmak ve onu kapitalist rejim için zararsız bir yola sokmak için kullanılıyor.

Sonuç olarak, Marksizm-Leninizm ile anarşizm arasında çok net bir sınır olduğunu söylemeliyiz. İkisinin de nihai hedefi devletsiz bir toplum olsa da, yirmi birinci yüzyıl iki eğilim arasında herhangi bir “sentez”in işaretini vermiyor. Marksist yaklaşım, toplumun nesnel gelişimiyle uyumludur; esasen bu, tarihsel olarak üretimin artan toplumsallaşmasının, yani işçi sınıfının üretim araçlarının toplumsal mülkiyetine sahip oluşunun mantıksal sonucudur. Anarşizm, işçi sınıfı için karanlık bir son dışında bir şey ifade etmez. Kapitalizmi haklı olarak eleştirmesine rağmen, devletsiz bir topluma ulaşmak için geçerli bir teorik temeli yoktur. Anarşistin teorik hatalarının yeterli ve sistematik bir şekilde kavranması sonrasında, Marksistlerin çok fazla ajitasyon ve pratik işi olacaktır – ancak faaliyetler arasında “Marksizm ve anarşizmin bir sentezini” oluşturmanın yeri yoktur.

Paylaşın