Tüm Kadınlar Kardeş midir? Aleksandra Kollontay’dan Öğrendiklerim

Büyük Rus devrimci Kollontay’ın 150. doğum gününde bir kitap yayınlandı. Kollontay’ın yazılarından oluşan bir derleme. Bugün bu kitaptan bahsetmek istiyorum.

***

Kollontay, 1872’de doğmuş. Genç yaşında evlenip anne olduktan sonra, Rusya’da ve tüm dünyada gelişen işçi sınıfı hareketine kayıtsız kalamamış. Önce Rusya’da, daha sonra yurtdışında çeşitli yerlere giderek hem siyasi eğitimlere ve toplantılara katılmış, hem de kendisi bir konuşmacı olarak öne çıkmış.

Genç yaşlarında Lenin’le tanışmış. Rosa Lüksemburg, Clara Zetkin gibi dönemin önde gelen isimleriyle birlikte çalışmış. Rusya’da yükselen işçi sınıfı hareketine katılmış ve 1905’te, Çarlık askerlerinin savunmasız sivilleri öldürdüğü Kanlı Pazar’da, devamında gelişen 1905 Devrimi’nde o da sokaklardaymış.

O dönemin ağır koşullarına karşın Yurtdışına kaçmak zorunda kalsa da, partiyle bağlantısını sürdürmüş. O dönemde önde gelen sosyal demokrat partilerin ve işçi partilerinin temsil edildiği 2. Enternasyonal toplantılarına katılmış.Sonra Rusya’ya dönmüş ve tutuklanmış.

1917 Ekim Devrimi’nde Kollontay, Bolşevik Parti’nin Merkez Komitesi üyesi iken, devrimden sonra da tarihin ilk kadın bakanı olarak hükümette yer almış. Daha sonra, tarihin ilk kadın diplomatı ve büyükelçisi olarak Sovyetler Birliği’ni yıllarca temsil etmiş. Size şimdi böyle bahsederken düşünüyorum da Bi kadın olarak hayatının her döneminde mücadeleden geri durmamış biri.

Sovyetler’in kadınların yaşam koşullarının iyileştirilmesi, kadınların işgücüne dahil edilmesi, çocuk bakımı yükünün kadınların üzerinden alınıp toplumsallaşması için attığı adımların altında Kollontay’ın imzası var. Daha devrim olmadan, kadınların hayatını nasıl daha kolay, üretken ve zengin hale getiririz diye düşünen, tartışan, yazan, çizen bir kadın olan Kollontay, devrimden sonra da bunların gerçekleştirilmesinde öncülük etmiş.

***

Kollontay, yazılarında, 1900’lerin başında dünyadaki işçi sınıfı hareketinin durumunu ve kadınların bu harekete nasıl güç kattıklarını anlatıyor. O dönemde, kadın hareketi bir bütün olarak, erkeklerle eşit haklar için mücadele etmeye, örneğin eşit oy hakkı için birlikte mücadele etmeye odaklanmış durumda. Sosyalist kadın hareketine dahil olanlar ise, sadece kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olmaları için değil, işçilerin bir bütün olarak haklarının savunulması için mücadele ediyorlar. Bunun için de, burjuva kadın hareketiyle, yollarını ayırmaya uğraşıyorlar.

Örneğin, Kollontay kitapta şöyle diyor (sayfa 52-53):

Özellikle sınıf karşıtlıklarına dayalı bir toplumda, birleşik bir kadın hareketi mümkün müdür?…

Erkeklerin dünyası gibi kadınların dünyası da iki kampa bölünmüştür: bu kamplardan biri, amaçları, özlemleri ve çıkarları bakımından burjuva sınıfların yanında yer alırken, diğeri, kadın sorununun tüm yönleriyle çözümünü de içeren bir özgürlük arzusuna sahip olan proletarya ile yakından bağlantılıdır. Mücadele eden kadınları kapsayan bu grupların her ikisi de “kadınların kurtuluşu” ortak sloganı temelinde hareket etseler de, amaçları, çıkarları ve mücadele yöntemleri bakımından farklılık gösterirler. Diyor.

Yani şöyle düşünelim. Aslında burjuva feministi için, burjuva erkeklerle aynı haklara sahip olmak önemlidir; oysa, kadın işçi için, burjuva toplumunda siyasi eşitlik de, hukuki eşitlik de sorunlarının çözümü değildir.

Bununla ilgili yine Kollontay’dan okumak istediğim bir bölüm var (sayfa 54):

Kadın işçi, erkeklerin, kadınların ve çocukların üzerine aynı oburlukla çöken ve onların kanını emip, milyonlarca insanın hayatı pahasına daha da şişmanlamak isteyen yaldızlı ağızlı o doyumsuz canavardan tiksinir; en az erkek kardeşi kadar acı içindedir… Kadın işçi, erkek işçi yoldaşına bin tane görünmez iplikle bağlıdır; oysa burjuva kadının amaçları ona yabancı ve anlaşılmaz gelir, onun acı çeken proleter ruhuna hiçbir teselli veremez ve ona, tüm sömürülen insanlığın umutlarını ve özlemlerini bağladığı o parlak geleceği sunmaz… diyor.

O dönemde de, sosyalist kadın hareketi için, kadınların ihtiyaçları ve talepleri son derece önemliydi. Örneğin 8 Mart’ın Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanması, 1910’da II. Enternasyonal’in Kadın Konferansı’nda Sosyalist önder Clara Zetkin’in önerisiyle kararlaştırılmıştı. Sosyalist kadın hareketi, kadınların çalışma koşullarının iyileştirilmesinin, sağlık ve eğitim gibi yurttaşlık haklarının, çocuklarının bakımının kadınlar açısından yükünü azaltacak olan annelik sigortası gibi hakların peşindeydi.

Kollontay ve sosyalist hareketin diğer öncü kadınları, kadın işçilerin sosyalist harekette daha fazla örgütlenmesinin, söz sahibi olmasının altını bu nedenle çizdiler. İstediler ki Kadınlar örgütlensin ve ihtiyaçlarını daha yüksek sesle dile getirebilsinler. Sosyalist hareket içinde kadınların sayısını ve gücünü arttırmak istediler için bu nedenle mücadele ettiler.

***

Kollontay hayatı boyunca sadece kadın sorunu üzerine yazmakla kalmadı, sosyalist hareketin bütünü için can alıcı olan konularda da hep önemli görevler aldı. 1910’lar, Avrupa’da güçlü Sosyal Demokrat partilerin, kendi burjuva devletlerinden etkilenip, 1. Dünya Savaşı’na giden yolda kendi burjuvazilerini destekleyerek, işçi sınıfına ihanet ettikleri yıllardı. On yıllardır birlikte mücadele eden işçiler, Alman, İngiliz, Fransız, Rus işçileri, kendilerini ülke çıkarları adına birbirlerini öldürürken buldular. Oysa tüm işçiler, kendi ülkelerinin burjuvazileri tarafından sömürülüyordu ve savaş, sadece zenginlerin daha zengin olması için gerekliydi. İşçiler için savaş, kayıp ve yıkımdan başka bir şey anlamına gelmiyordu ki hiçbir zaman öyle olmadı.

Tüm ülkelerde komünistlerin muhalefetine rağmen, Sosyal Demokrat partilerin çoğunluğu savaşı desteklediler. Kollontay, savaşın önlenmesi için ülke ülke gezip propaganda yapan komünistlerden biriydi. 1912 1 Mayısında İsveç’te yaptığı bir konuşmada söylediklerini sizinle paylaşmak istiyorum. (sayfa 57):

Kapitalistler her zaman şöyle der: “Savaş tehdidi altında olduğumuz için silahlanmalıyız!” Ve kutsal sembollerine işaret ederler: karada militarizm, açık denizlerde militarizm ve havada militarizm. Kendileriyle kızıl hayaletin arasına koymak için, savaş hayaletini çağırıyorlar. Kendilerini toplumsal devrim hayaletinden kurtarmak için, savaş çağrısı yapıyorlar.

Ama Enternasyonal onlara tek bir birleşik çağrıyla cevap veriyor: “Kahrolsun savaş!”

***

Ancak, savaş engellenemedi. Komünistler, Avrupa ülkelerinde Sosyal Demokrat ihaneti engellemeyi başaramadılar. Alanya’da sosyalist hareketin savaşa karşı olan liderleri Rosa Luksemburg ve Karl Libneht öldürüldüler. Alman Sosyal Demokrasisi, işçileri devrimci hareketten o kadar uzaklaştırmıştı ki, savaş patlarken işçiler, hem de örgütlü ve bilinçli işçiler, Sosyal Demokrat partiden bir yönlendirme beklediler ve gelmeyince, cepheye gidip ölüme teslim oldular.

Kollontay’ın bu durumu kitabında; (sayfa 74):

Kitleler güvenle “yukarıdan” bir söz gelmesini beklediler; ancak yukarıdakiler, kitlelerin hareketsizliğine işaret ederek çaresizce omuz silktiler ve kitlelerin açıkça savaştan yana olduğu sonucuna vardılar!

Kitleleri kendi kaderine terk eden liderlik, düpedüz direnmeden ve savaşmadan devrimci bayrağı indirdi… şeklinde ifade ediyor.

Rusya’da ise Bolşevikler, savaş sırasında propagandalarını arttırarak, savaşı bir sınıf savaşına dönüştürmeyi başardılar ve Ekim Devrimi’ni yaptılar. Savaştan ve açlıktan bitkin düşmüş halkın, kendisini sömürenlere, ölüme gönderenlere karşı ayaklanmasını sağladılar.

Bununla ilgili olarak Kollontay şöyle diyor (sayfa 82):

Bolşevikler, sosyal vatanseverleri yerden yere vurmakla ve Rusya içinde ve dışında emperyalizmin yıkıcı özünü ifşa ederek aralıksız bir biçimde eleştirmekle kalmadılar, aynı zamanda halk kitlelerini içine alan ve aleni ve silahlı bir ayaklanma durumunda tereddüt etmeyecek devrimci bir işçi hareketinin zeminini yaratabilmek için yılmadan büyük bir gayretle çalıştılar.

***

Bizler de görüyoruz ki Ekim devriminden sonra, büyük bir gayretle yaşam koşullarının iyileştirilmeye koyulan Bolşevikler için, kadınların yaşam koşullarının iyileştirilmesi de en önde gelen sorunlardan biriydi. Ve Kollontay, burada da görev aldı.

Kadınların eşit haklara sahip olması sağlandı; kadınların iş koşullarının düzeltilmesi sağlandı.

Gebe kadınların, annelerin sağlığının korunması ve çocukların bakımının toplum tarafından üstlenilmesi için adımlar atıldı, departmanlar kuruldu.

Kadınların her alanda çalışmalarının önü açıldı. Kollontay’ın deyimiyle Sovyet kadını, “ülkesinin tam ve eşit bir yurttaşı” oldu.

***

Kollontay, döneminin siyasi önderlerinden biri ve önemli bir komünistti. Kadınların kurtuluşu için verilen mücadelenin sosyalist mücadele için önemini vurgulayan bir kadındı. Sadece propaganda yaparak değil, Sovyetler Birliği’nde pratik uygulamalarını da göstererek, kadının toplumsal kurtuluşu içi uğraşmış bir devrimciydi. Aynı zamanda, savaş karşıtı bir Bolşevikti. Ölümünün üzerinden 70 sene geçmiş olsa da, ondan öğreneceğimiz çok şey var.

Paylaşın

Yorumlar