David Alfaro Siqueiros – Sınıf Savaşımının Sanatı

24 Mayıs 1940 günü, sabahın erken saatlerinde, Meksikalı ressam David Alfaro önderliğindeki bir grup, Meksiko’nun banliyö yerleşimine, Coyoacan’a ulaştı. Oraya Meksika polisinin sıkı sıkıya koruduğu Lev Troçi’nin konutuna bir saldırı düzenleme amacıyla varmışlardı.

Siqueros o dönemde ünü sadece Meksika’nın dışına taşmış bir ressam olmakla kalmıyordu, Meksika duvar resmi ekolünün kurucularından biriydi.

Siqueros henüz gençken Meksika burjuva demokratik devriminin akıntısına kapılmış ve Ventusiano Carranza’nın ordusuna gönüllü olarak yazılmıştı. Bu ordudaki görevi sırasında ülkenin büyük kısmını gördü, Meksikalı ırgatların ve emekçilerin zor koşullar altındaki yaşamına şahit oldu.

Taşradaki bu sefaletin korkutucu manzarası ve Rusya’daki Ekim Devrimi’nin etkisi, Siqueros’u Marksizm-Leninizmi öğrenmeye itti.

Siqueros, 1922 yılında Alvaro Obergon’un burjuva demokratik hükümeti tarafından işe alınan birçok ressamdan biriydi. Bu hükümet, yeni demokratik Meksika’nın yeni sanatıyla kitleleri aydınlatmayı amaçlıyordu. Görsel sanatı müzenin esaretinden kurtarıp halkla buluşturmayı amaçlayan David Alfaro, Meksika duvar resminin, yani kamu binalarının cephelerinde yapılan duvar resmi sanatının temellerini attı. Dahası bir komünist olan ve toplumcu gerçekçiliğe yönelen Siqueros, bu dev duvar resimlerinde sömürüye karşı mücadelenin keskin politik anlamını, elbette içinde bulunduğu ilerici burjuva demokrasisinde olabildiği kadarıyla yansıtır.

1923 yılında David Alfaro devrimci ressamların, heykeltıraşların ve karikatüristlerin sendikasını kurdu. Bu sendika ‘’El Machete’’ gazetesini çıkarıyordu. Gazete, Siqueros’un Meksika Komünist Partisi Merkez Komitesine seçilmesiyle partinin resmi yayını olacaktı. Siqueros parti adına Moskova’da, New York’ta, Montevideo’da ve Buenos- Aires’te çeşitli politik toplantılara katılarak uluslararası arenada ve örneğin Jalisco eyaletindeki madenci direnişine önderlik ederek ‘’yurt içindeki’’ etkin faaliyetleri sürdürüyordu.

Siqueros, MKP içindeki Troçkist- Buharinci muhalefetle mücadelede Marksist-Leninist çizgide olmasına rağmen 1930 yılında partisi tarafından partiden atılır. Neden? Bunun nedenini Pascual Ortiz Rubio’nun yeni hükümetinin tüm ilerici güçlere karşı yürüttüğü geniş çaplı baskının yanında Sovyetler’le diplomatik ilişkileri kesmesinde ve komünist faaliyeti yasaklamasında bulabiliriz. Bu şartlar içinde MKP ‘’sevgili evladı” Siqueros’la olan resmi ilişiğini onun baskıya uğramaması ve aydınlanma faaliyetine devam etmesi için kesmiştir.

1 Mayıs 1930’da MKP’den ‘’kovulmuş’’ Siqueros polisin başkent Meksiko’da bir işçi gösterisini dağıtırken gelişen isyana katılır. O ve 11 arkadaşı tutuklanır ve halkı isyana teşvikle yargılanırlar. 6 ay sonra ressam büyük kefaletle ve sadece Taxco’da ikamet etme şartıyla serbest bırakılır.

1932 yılında MKP MK’sı, ‘’kovulmuş’’ olan Siqueros’a uluslararası devrimci ressam, heykeltıraş ve yazarların sanatsal ve politik örgütünü, ‘’Enternasyonal Proleter Lig’i” kurması için görevlendirir. Bunun yanında, David Alfaro, Komintern’in hem kuzey hem de güney Amerika’da faal olan uluslararası koordinasyon örgütü ‘’Tüm Amerika’nın Antiemperyalist Lig’de’’ partinin Merkez Komitesi adına çalışmaya başlar. Tüm bu çalışmalar Siqueros’un Taxco’dan çıkmasını gerektirmiştir. Bunun sonucunda 1932 yılının baharında Meksika hükümeti sanatçıyı sürgüne gönderir.

Sırasıyla Los-Angeles, Montevideo ve Buenos Aires’te yaşayan Siqueros, Komintern’in direktifleri uyarınca ilerici ressamları etrafında toplayıp örgütlemeye, onların sanat faaliyetlerini burjuva kültürünü ifşaya ve yıkmaya, kapitalizmin devrilme yıkılması yönündeki propagandaya yönetmeye çalışıyordur. Bulunduğu her yerde atölyeler kurar, dersler verir, mevcut sanat okullarını ve kültür emekçilerinin birliklerini politize etmeye çalışır.

Sürgünü esnasında ve sonrasında, David Alfaro, kendisini, Eisenstein’den öğrendiği iki sosyalist sanat ilkesine adamıştır:

İlk ilke içerik, yöntem, malzeme ve malzemenin işlenmesi yönünden devrimci olan bir sanat eserinin müesses nizamın yıkılıp proletaryanın zafere ulaşmasına katkıda bulunabileceği ilkesidir.

Siqueros böylece devrimci içerik ile devrimci sanat biçimlerini birbirine ayrılmaz biçimde bağlıyordu. Bu yolda ilerleyen Siqueros, büyük ölçekli ve halk kitlelerine açık resimlerin yapılmasında dünyada boya tabancası ile araba boyasını kullanan ilk sanatçıydı. Bu yöntem daha sonra, 70’lerde, ABD’de ‘’grafiti’’ ismiyle anılmaya başlandı.

İkinci ilke ise sanatsal ve politik eylem arasındaki bağın koparılmaması ilkesidir. Devrimci ressam mücadelesini sanatla yürüttüğü kadar doğrudan kendi eylemlerinde de yürütmelidir.

David Alfaro, yani Siqueros, bu ilkeye sahiden uyarak ‘’salon devrimcisine’’ dönüşmeyen devrimci sanatçılardan biridir. O hem bedenini hem de zihnini işçi sınıfının davasının zaferine adıyordu. Alfaro sanatsal faaliyetinde ve sanatçı örgütlerinin kurulmasında ve politize edilmelerine, devrimci fikirlerin yaygınlaştırılması ve savunulmasında ABD, Uruguay ve Arjantin’deki komünist partilerin desteğini alıyordu.

Siqueros’un sanatsal ve devrimci faaliyetinden dolayı kovuşturmalara maruz kalması sonucu bir yerden başka yere taşınması şaşırtıcı değildir. Aralık 1934’te hükümet tarafından Arjantin’den kovulur. New-York üzerinden memleketi Meksika’ya döner ve burada yükselen faşizme karşı mücadele etmek için Komintern’in girişimiyle kurulan Devrimci Yazar ve Ressamlar Birliği’nde ve Komünist Parti’de faaliyetlerine devam eder.

Siqueros 1936 Ocağında tekrar New-York’a giderek derhal bir deneysel sanat stüdyosu kurar. Bu stüdyonun amacı en aktif ve görülmemiş biçimlerde (mesela arabalara yapılan çizimler veya devasa posterler yoluyla kendi başkan ve başkan yardımcısı adayını çıkarmış olan Amerikan Komünist Partisi seçim kampanyasını desteklemektir.

David Alfaro görsel sanatın ve devrimci eylemin birliğine sadık olarak, 1936’nın sonunda, faşizme karşı savaşa katılmak için ABD’den gönüllü olarak İspanya İç Savaşı’nda yer almaya gider.

Siqueros 1939 yılında ülkesine döndüğünde Albay rütbesindedir, İspanya’ya giden 300 gönüllü arasında sağ kalan 50 kişiden biridir.

Barselona’da 1937’de patlak veren troçkist-anarşist isyanına şahit olan ve Marksizm-leninizm içinden çıkan karşıdevrimci sapmalara karşı Stalin’in hattında yer alan David Alfaro, Meksika Komünist Partisi üyeleri ve İspanya İç Savaşı’nın kıdemli savaşçılarıyla birlikte Troçki’nin ülkedeki varlığına karşı başkan Lazaro Cardenas başta olmak üzere küçük burjuva demokratları üzerinde etkili olmaya çalıştığı yasal bir mücadele sürdürür.

Siqueros 1970’lerde yazdığı anılarında 24 Mayıs 1940’ta gerçekleşen saldırı öncesi olayları şöyle anlatmaktadır:

‘’ Troçki’nin Meksika’daki karargâhına son vermek için barışçıl yoldan verdiğimiz mücadele sonuçsuz kalınca, Vincente Lombardo Toledano’ya başvurduk. (Söz konusu isim iktidardaki ‘’Meksika Devrim Partisi’’nin sol kanat lideridir) Vincente Lombardo Meksika’da Troçki’ye karşı kuramsal bir savaş verdi. Vincente, ülkemizde bizzat Troçki’nin ve diğer troçkistlerin, özellikle ABD’li troçkistlerin yazdıklarına karşılık veriyordu. Diyebiliriz ki, Vincente Lombardo, Troçki’nin her sözünü mümkün olan tüm polemik yöntemlerle, yani raporlara, konuşmalara ve makalelere başvurarak cevaplıyordu. Cardenas’ın kampında yardım bulamayan eski birer Cumhuriyet askeri olan bizlerin ‘’vaftiz babası’’ Vicente Lombardo Toledano değil de kim olacaktı? Toledano sanırım Cardenas’la Meksika’daki troçkistlerin faaliyeti hakkında görüşüyordu ama hiçbir şey değişmedi.

Bizce Cardenas’ın tutumu sadece bürokratik bir inatçılıktan gelmiyordu. Burada diğer etmenlerin de etkisi vardır ancak General Lazaro Cardenas’ın ideolojik kafa karışıklığı ve dar görüşlülüğü başta gelmektedir. Belki de General, Troçki’ye karşı yürütülen mücadeleyi bir ‘’kardeş kavgası’’ olarak görüyor ve Troçki’nin bir taraftan faşizme diğer taraftan Amerikan emperyalizmine alet olduğunu anlayamıyordu. Tartışmasız olan şu ki, Cardenas, faşizmle bir savaşa girilmesi durumunda troçkizmin neye dönüşeceğini göremiyordu. Şüphesiz ki hem Hitler’in hem Yankee’lerin emperyalizmi Troçki’yi ve troçkizmi savaşta ya da savaştan sonra ‘’komünizmi bitirmek’’ için kullanılacak yedek bir piyon olarak görüyor. Karşı-devrimciler ve emperyalistler diğer ülkelerden kötü şöhretli kişileri kendi emelleri için kullanmıyorlar mı sonuçta?

Kısacası söz konusu olan şey, POUM (Yani Marksist İşçi Birliği Partisi) tarafından Barselona’da organize edilen Troçkist isyana karşı İspanya Cumhuriyet Ordusu bünyesinde savaşan eski Meksikalıların ‘’intikamının’’ alınması değildi. Mesele Troçki’nin genel merkezinin sözde Marksist ve proleter çizgisinden Sovyetler Birliği’ne karşı yürütülen azgın propagandayı engellemekti. Ayrıca bu tür bir Marksizm’in, ilk sosyalist ülkeye karşı harekete geçme olasılığı bulunan birleşik emperyalist kampa hizmet edeceği belliydi. Karşı-devrimci merkezi tasfiye etme arzumuz, bu amacımız henüz sonuçlanmadan meydana gelebilecek bir savaş tehdidiyle kendisini belli eden uluslararası gelişimin dinamiklerine tam olarak uygun düşüntüğünden, baştan sona haklı olduğumuzu anlıyorduk.”

Siqueros, daha sonra Başkan Cardenas’la görüşmesini de aktarmaktadır. Bu görüşmede Başkan’a, Troçki’nin Meksika’daki uluslararası karargâhı meselesi barışçıl yolla çözülmezse İspanya savaşına katılmış olan Meksikalı enternasyonalistlerin güç kullanacağını da iletmiştir. Troçkistlerin Meksika’nın siyasetine karışması son damla olur. Siqueros’un eski dostu ressam Diego Rivera, Troçki’yle yakınlaşması sonucunda, toprak oligarşisinin adayı olan ve etrafında Cardenas’ın sol kanat hükümetinden hoşnutsuz durumdaki pek çok bileşenin toplandığı gerici Juan Almasan’ın seçim kampanyasını yürütmeye başlar.

Meksikalı komünistler Coyoacan’daki konağı basmaya karar verir. Siqueros bunu şöyle anlatıyor:

‘’Bizim ana hedefimiz şuydu: Tüm belgeleri ele geçirmek ve pahası ne olursa olsun kan dökülmesini engellemek. Bizce Troçki’nin veya yardımcılarının ölümü Sovyet ve komünizm karşıtı karakterini göstermiş Troçkizmin uluslararası hareket olarak gelişmesini engelleyemeyecek, tam tersine geriletecekti.

Baştan itibaren aklımızda şu vardı, her şeyden önce Troçki ve yandaşlarının başta Hearst olmak üzere ABD’li gerici gazete sahiplerinden aldığı paraların belgelerini bulamayacak olsak bile, eylemimizin yaratacağı skandal Cardenas hükümetini baskılayan başka bir etmene dönüşecek ve böylece Cardenas Troçki’nin karargâhının faaliyetini yasaklamak zorunda kalacak.

General Cardenas’ın troçkizme karşı olduğuna ve Sovyet devletinin sosyalist olduğunu kabul ettiğine dair sözlerini duyduğumuzda maksadımızı gerçekleştirmek için daha da kararlı olduk.’’

Böylece 24 Mayıs 1940’ta Meksika Komünist Partisinden, madenci sendikasından ve İspanya İç Savaşı’nın eski enternasyonalistlerinden oluşan ve David Alfaro Siqueros’un öncülük ettiği 25 kişilik bir grup Troçki’nin Coyoacan’daki karargâhını basıyor. Güvenlik polisi dikkatli bir biçimde etkisiz hale getirildikten sonra karargâh ile sokağı ayıran ve adeta kale hisarı gibi olan duvar aşılarak eve giriliyor fakat kısa aramaları sonucu hiçbir kâğıt veya belgeye rastlamıyorlar. Ardından gürültü çıkarmak için evde rastgele ateş açıldı ve bahçeye birkaç yangın bombası atılıyor, bu bombaların bazıları patlamadı. Bundan sonra karargâhı terk ediyorlar.

Siqueros anılarında saldırının ayrıntılarını anlatmamakta, ancak şunları söylemekle yetinmektedir:

‘’… Bu yaptığımız askeri operasyonun ayrıntıları 15 ve daha fazla yılla yargılandığımız davanın mahkeme tutanaklarında mevcut. Bu operasyonda benim rolüme gelirsek, evin çevresinde bulunan ve otomatik Mauzer tabanca taşıyan 35 kişilik güvenlik polisini engellemekle sorumluydum, görüldüğü gibi de bu sorumluluğumu yere getirdim.’’

Polis oldukça kısa sürede aralarında Madenci Federasyonundan arkadaşları aracılığıyla Jalisco eyaletinin bir dağ köyünde gizlenen David Alfaro Siqueros’un da olduğu eylemcilerin kimliğini öğrenmişti. 4 Ekim 1940’ta Siqueros tutuklandı.

Siqueros, mahkemede saldırının siyasal boyutunun altını çizdi ve işlenen suçun bir bölümünü ulusal reformcu ‘’Meksika Devrim Partisi’’ yöneticisi Başkan Cardenas’a yükledi. Cardenas, troçkistlerin İspanya Cumhuriyeti’nin savunulmasına verdiği zararlara rağmen (Not düşelim ki o dönemde SSCB dışında İspanya Cumhuriyetine destek veren tek ülke Meksika’ydı) politik iltica sağlanmasını çok çok aşan aşan bir şekilde Troçki’ye komünizm ve SSCB karşıtı fikirlerini yayması için bir açık kürsü sundu. Cardenas’ın Meksika içinde “tarafsız” bir konumda durduğu, o romantik yalnızlığı içinde ‘’kovuşturmaya uğrayan zavallı politikacı’’ imajı yanlıştır.

Cardenas’ın ‘’tarafsız’’ siyaset hakkında inandıkları da yanlıştır çünkü ‘’tarafsızlık’’ imkânsızdır. Kapitalizm ve sosyalizm arasındaki mücadelede ‘’tarafsızlık”, gericiliğin lehine bir rol üstlenmekten ibarettir.

‘’Mesele şu ki; Başkan Cardenas, devrimci Meksika’dan uluslararası devrime ve dolayısıyla Meksika devrimine karşı savaşması için Troçki’nin eline silah verdi.’’

Siqueros Troçki’nin ikametgahına göstere göstere yapılan bu baskın yüzünden Başkan Cardenas tarafından yargılanacaktı fakat hüküm açıklanmadan bir gün önce, Nisan 1941’de, yeni Meksika Başkanı Manuel Avila Camacho ressamın ülkeden sürülmesinin kararını imzaladı. O dönemde Meksika’da Şili elçisi olan komünist Şair Pablo Neruda, David Alfaro’nun Şili’ye geçmesine yardımcı oldu. Siqueros Şili’de, Chillian kentinde 3 sene kaldı.

Siqueros bunun ardından, daha önce de bahsettiğimiz üzere, Vincente Lombardo Toledano’nun etkin desteği sayesinde 1943 yılının Kasım ayında ressamlığına ve devrimciliğine devam etmek için yurduna döndü.

Siqueros, ‘’Stalin diktatörlüğünün suçları” yönünde üretilmiş her türden ifşa ve suçlamalardan sonra bile troçkizme karşı mücadelesinden hayatının sonuna kadar vazgeçmedi. Siqueros 70’lerin sonunda şunları kaleme almıştır:

‘’Mahkemedeki ifadelerimde ve daha sonrasında söylediklerimde yaptığımız siyasi eylemlerimizin haklılığında ısrar edip, bunların birer tedbir oluşunun siyasi nedenleri ile o dönemde Meksika devriminin ideallerinin en ileri temsilcisi olan Cardenas hükümetinin içinde bulunduğu derin çelişkilere dikkat çektim.

Ben hiçbir zaman, 24 Mayıs 1940’ta gerçekleştirdiğimiz saldırıya katılmamın mevcut kanunlar nezdinde bir suç olduğunu reddetmedim ve şimdi de reddetmiyorum. Bu saldırı yüzünden uzun süre hapiste yattım ve üç seneden fazla sürgünde kaldım, mali zorluklarla karşılaştım, pek çok saldırganlıkla karşılaştım.

Paylaşın