Cyberpunk 2077 Komünist mi?

Cyberpunk 2077’nin beklenen çıkışı bazı skandallara sebep olsa da oyun endüstrisinde büyük heyecanla karşılandı.

Bu incelemede oyunun teknik özelliklerini ya da oyun yapımcıların gerçekleştiremediği vaatleri değil Cyberpunk evreninin kendisini ve oyunun çoğunlukla görmezden gelinen temel mesajını ele alacağız.

Adını “sibernetik” ve “punk” sözcüklerinin birleştirilmesiyle kazanan “siberpunk” akımı

20. yüzyılın ikinci  yarısında ortaya çıktı.  Bu akımın popüler temsilcileri olarak Neuromancer romanı; Blade Runner, RoboCop, Judge Dredd, Total Recall filmleri, kült animler Akira ve Ghost in the Shell ve belli öğeleriyle Matrix üçlemesi örnek olarak gösterilebilir.

Tür olarak siberpunk, ABD ve Japonya’da paralel bir gelişme gösterdi. ABD tarzı, Reagan döneminin krizlerinin de etkisiyle merkezine kitlesel yoksulluk ve  büyük şirketlerin egemenliği tehlikesini alıyordu.

Japonya’da ise siberpunk türünde en yaygın üretim manga alanında gerçekleşti.

Bu mangalar, ülkedeki hızlı teknolojik gelişmeye baktıklarında yakın gelecekteki bir çöküş ve insanlığın robotlar tarafından köleleştirilmesi tehlikesini görüyorlardı.

Siberpunk türünün popülerleşmesinde dolaylı olarak da olsa SSCB’de yaşanan olayların da etkisi oldu. SSCB’nin çözülmesi sosyalist düzeni tasfiye edip kapitalizmin egemenliğinin yolunu açtı.

Evrensel burjuvazi, komünizmin geri çekilmesini büyük bir  mutlulukla karşıladı. Sonuçta SSCB’nin çözülmesi sadece eski sosyalist ülkelerin piyasalarına girişin önünü açmadı, kapitalizmin ömrünü de uzatmış oldu.

ABD ve AB’nin burjuva yöneticileri refah ve bolluk vaatleriyle halklarını aldatırken siberpunk tarzında eserler üreten yazarlar ve sinemacılar kapitalizmin geleceğinin aslında neye benzeyeceğini sergiliyorlardı. Çoğunlukla kendileri de farkında olmadan, korkularından ve mevcut politik durumdan hareketle mantıksal çıkarımlar yaparak geleceğin tutarlı ve anlışılabilir tablolarını çizdiler.

Bir tarafta biyoteknoloji sayesinde insanların neredeyse ölümsüz hale geldiği son derece ileri bir gelişmişlik seviyesinin diğer tarafta ise korkunç bir eşitsizlik ve zalim şirketlerin mutlak kudretinin resmedilmesi, siberpunk türünün ayırt edici özellikleri haline geldi. Teknolojik gelişmeler, toplumun refahı için değil eşitsizliğin ve baskının arttırılması için kullanılıyordu.

Türün ana teması, sermayenin mutlak egemenliği ve halkın çaresizliği, gerçeklikten besleniyordu. Sosyal hizmetlerin gerilemesi ve yokluğu, polisi ve devleti kendisine hizmetçi kılmış özel sermayenin egemenliği, sosyal, ırksal ve etnik ayrımcılık ve kitlesel yoksulluk, görünür hale geliyordu. Sözde refah devletinin yozlaşması, halkın yaşam standardının düşürülmesi ve haklarının azaltılması, kapitalistlerin güçlerindeki artış: Siberpunk tüm bu verileri doğru şekilde geliştirerek

mantıki sonuçlarına ulaştırmayı başardı.

Fakat siberpunk neredeyse hiçbir zaman sonuçlar çıkarmaz, ne yapılacağı konusunda öneri getirmez, sınıf mücadelesine odaklanmaz. Bunun yerine, soyut özgürlüklere yönelik küçük burjuva çağrısıyla yetinir.

Devletin çözülüp yerine özel şirketlerin iktidara gelmesi fikri yanlış ve saçmadır; devletin sınıfsal özünü ve tekelleşmiş şirketlerin bir silahı olduğu gerçeğini görmezden gelir.

Cyberpunk 2077 oyununu, iş adamı Ricard Night’ın kurdurduğu Night City’de geçmektedir.

Temel hikaye, bilinci dijitalleştirerek bir nevi ölümsüzlük sağlayan bir çipin etrafında şekillenir.

Bu teknoloji, dünyanın oligarklarına bu çipleri satmayı planlayan Arasaka Şirketi tarafından geliştirilmiştir. Cyberpunk 2077 evreninde, ölümsüzlük sadece zenginler tarafından karşılanabilecek

bir ayrıcalık olarak kalır. Günümüz dünyasındaa, kapitalizmin iktidarı altında yaşanan bilimsel

gelişmeler insanı özgürleştirmez, tersine daha da köleleştirir. Aynı şey, teknoloji için de söylenebilir. Teknoloji, insanların hayatını kolaylaştırmak yerine sömürüyü pekiştirmektedir.

Cyberpunk 2077 dünyasında bu konu en açık şekilde şirketlerin işçileri zorunlu protezleri satın almak zorunda bırakmasıyla, aksi takdirde işe almamasıyla görünür hale geliyor. İşçinin gücünü ve üretkenliğini arttıran protezler, işçinin kendisine karşı hale geliyor.

Eğer bu ”geliştirme” sağlık açısından zararlı, nahoş ya da pahalı olduğu için yapılmazsa, işçi işsiz kalıyor. Çalışan emekçilerin durumu da pek kıskanılası değil. Oyun bunu direkt söylemese de, çevreye bakıldığında açıkça görülüyor ki Night-city yoksulluk içinde boğuluyor.  Öyle ki, başlarına gelen en kötü şey ağır sömürüye maruz kalmak olan protezli işçiler şanslı sayılıyor. Çünkü çoğu durumda eninde sonunda protez kaynaklı sağlık sorunları yaşanıyor. Night-city sakinleri için sağlık sigortası ve tıp hizmetleri tamamen ücretli. Hizmetin kalitesi ise gelir seviyesi ile doğru orantılı.

En iyi sağlık hizmetlerinden halkın sadece çok küçük bir kısmı yararlanabiliyor. Bunun yanında sağlık hizmetleri piyasası ”Trauma Team”in silahlı tekelinde. Oyunun ilk görevlerinden birinde yer alan bir notta, bir yurttaşın yüksek sağlık ücretlerinden yakındığı görülüyor.

Night-city sakinlerinin büyük çoğunluğunun sahip olduğu ucuz sağlık sigortası yavaş ve kalitesiz

bir tedavi hizmeti sunuyor. Bu nedenle bulduğumuz notun sahibinin annesi doktor sırası gelmeden ölüyor. Night-city’deki ücretli sağlık, oyunun evrenindeki SSCB’deki bedava sağlık hizmetleri

ile karşılaştırılıyor. Bu SSCB ne yazık ki aslından tamamen sapmış ve sosyalizm inşasından vazgeçtimiştir. Night-city’de protez dağıtımı hiçbir yasal düzenleme ile denetlenmez. Birçok durumda bu askeri protezler kimi kriminal örgütlerin eline düşmektedir. Oyuncunun savaştığı birçok çetenin mensubu geliştirmelere ya da vücuda nakledilmiş silahlara sahiptir. Polis kuvveti neredeyse birer orduya dönüşmüş çetelerle her zaman başa çıkamıyor. En tehlikeli öğelerle

ilgilenmesi için tepeden tırnağa silahlı bir özel kuvvet birimi olan “Max-Tac” devreye giriyor.

Bunun yanında Night City sakinleri beyinlerinde bir işletim sistemiyle yaşıyorlar. Bu nedenle Net Runner adı verilen yerel hackerların kurbanı olabiliyorlar. Gelişmiş teknoloji sayesinde şirketlerin siyasetçileri evcilleştirmeleri gerekmiyor. Bunun yerine siyasetçilerin bilinçlerini “formatlamaları” yeterli olabiliyor.

Örneğin Night-city belediye başkanı adayılarından birinin zihni, üçüncü şahısların çıkarları doğrultusunda yeninden yazılan anı ve düşüncelerle biçimlendiriliyor. Bu gibi teknolojiler kapitalistlerin siyasetçiler üzerindeki kontrolünü yepyeni bir seviyeye taşıyor.

Oyunun merkezi fikirlerinden birisi, özel şirketlerin iktidar ve etki bakımından devletten çok daha kudretli bir seviyede olmasıdır. Bunun yanında oyun evrenindeki devlet, farklı grupları,sınıfları ve tarafları birleştirmek için “tasarlanmış” bir güç olarak sunuluyor.

Şirketlerin temsil ettiği özel sermaye ise paralel bir iktidar ve yönetim yapısı inşa ederek

devleti de karşısına alan bir “devlet içi devlet” olarak lanse ediliyor.

Gerçekte ise burjuva devleti halihazırda egemen kapitalist sınıfa aittir.

Kapitalistlerin çıkarlarını savunur ve işçilere yönelik baskı ve

şiddetin aracı konumundadır.

Cyberpunk 2077’nin sermaye ile bujuva devleti arasında tarif ettiği ilişki bir fanteziden ibaret.

Fakat şirketlerin iktidarını göstererek Cyberpunk sadece özel sermayenin iktidarını değil bu iktidarın açık şiddet üzerinden inşa edildiğini de sergiliyor.

Oyundaki şirketler toplumsal itaatsizlikleri özel orduları aracılığıyla bastırmaktan çekinmiyorlar.

Rakiplerini şiddet ile ortadan kaldırıyor, kanunları yeniden yazıyor ve sendikalarla savaşıyorlar.

Terör yöntemlerini kullanarak açık bir diktatörlük uyguluyor, işçi sınıfının haklarını en asgari seviyede tutuyor, hatta tamamen ortadan kaldırıyorlar. Klasik Marksist – Leninist teoriye göre bu faşizmdir. Bunun yanında kapitalsitler çıkarları doğrultusunda organize suç teşkilatlarını da kullanıyorlar. Örneğin Araska Şirketi tarafından kurulan Tiger Claws adlı çete, şirketin işlerini “halletmek” için kullanılıyor. Bunun yanında oyun, burjuva medyasının sahtekarlığı ve kapitalist sistemde ifade özgürlüğünün sözdeliğine de dokunuyor. Manalı bir şekilde “Özgür Basın” adı verilen bir görevde, medyanın gerçekleriyle yüzleşen bir gazetecinin hikayesi anlatılıyor. Görevde, sadece göz boyamak için protez takılan ve sonrasında protezleri geri alınan engelli bir şirket askerinin tecrübeleri aktarılıyor. ”Mili-Tech” şirketinin çıkarlarını gözeten bir şehir meclisi üyesini

araştıran bir gazetecinin hikayesi de dikkate değer. Muhbirle buluşmaya giden gazeteci ”beklenmedik” şekilde trenin altında kalıyor.

Sonunda gazetecinin, antikapitalist ve şirket karşıtı propoganda yaptığı için şirket tarafından yok ediliği ortaya çıkıyor. Oyunda, kapitalist dünyadaki sendika sorununa da değiniliyor.

Cyberpunk evreninde sendikaların kurulması sıkı bir şekilde engelleniyor.

Bu durum medya tarafından sıklıkla tekrarlanıyor ve oyun içi metinlerde açıkça ifade ediliyor.

Sendika propaganadcıları polise ya da şirketlerin kolluk kuvvetlerine ihbar ediliyor. Eğer sendika bu yöntemlerle tamamen ezilemiyorsa şirketler aktivistleri ortadan kaldıracak haydutları devreye sokuyorlar.

Bunun yanında oyunda doğrudan bir Marksizm referansı da bulunmaktadır. ”Kızıl peygamber” görevinde oyuncu, Bartmoss kolektifinden tuhaf mesajlar alıyor.

Oyunun ilerleyen aşamalarında bu kolektifin internet sitesini ziyaret eden oyuncular, tuhaf sloganların şifrelenmiş Marksist mesajlar olduğunu öğreniyorlar. Sitenin birçok takipçisi bulunuyor ve bu da Night-city’de sol düşüncelerin popülerliğini gösteriyor.

Cyberpunk 2077’nin geliştiricileri elbette anti-kapitalist propoganda yapmak amacıyla hareket etmiş değiller.  Tüm diğer şirketler gibi CD Project Red’in amacı kâr elde etmektir ve

bu konunun seçilmesi yalnızca iş stratejisidir. Oyunun geliştirme süreci bile bile işçi hakları ihlalleri

ve aşırı uzun çalışma süreleri ile hayata geçirilmiştir. Cyberpunk 2077, zayıf ana hikayesi ve ağırlığı aksiyona vermesi nedeniyle sağlam bir kapitalizm eleştirisi haline gelemese de, oyunun kimi öğeleri insanlığın kapitalist düzendeki geleceği hakkında oyuncuyu gerçek anlamda düşünmeye sevk edebiliyor.

Paylaşın