Bertolt Brecht

“Sanat, dünyayı yansıtan bir ayna değil, dünyanın onunla şekillendirildiği bir çekiçtir.”

Tarihin şekillendiği her dönüm noktasını mutlaka bir sanat eserinde görebilir, o sanat eserinden tarihi de, tarihin nasıl şekillendiğini de anlayabiliriz. İşte Bertolt Brecht’in kastettiği dünyayı şekillendiren o çekici tutan ellerden biri de, kendisinin elidir. Brecht’in her bir eserini ayrı ayrı günlerce konuşabiliriz. Onu anlamak öyle kolay değil çünkü onu anlamak için dünyayı anlamak zorundayız. Öyle ki Brecht, geçmişe, kendi dönemine ve bugüne tuttuğu ışığı, tiyatro kuramcısı, oyun yazarı, tasarımcısı, şair ve bir komünist olarak başardı. Eserlerini biliriz: Galiei’nin Yaşamı, Şvayk Hitler’e Karşı, Kafkas Tebeşir Dairesi, Sürgün Şiirleri… Gelin, ölümünün üzerinden 62 yıl geçmişken, 2018 yılında, savaş karşıtı sosyal medya paylaşımları nedeniyle yapılan gözaltılardan birinde, “Çağrı” isimli şiiri suç delili sayılan Brecht’i, kısaca tanıyalım.

10 Şubat 1898’de Augsburg’da dünyaya gelen Eugen Friedrich, gençlik yıllarında Bertolt Brecht adını kullanmaya başlar. Bertolt, savaş çığlıklarının atılmaya başladığı zamana denk gelen okul yıllarında, savaşa karşı bir kompozisyon yazdığı için okuldan atılmakla tehdit edilir, baskılara maruz kalır. Henüz o yaşlarda politik duruşunu şekillendirmiş olan Bertolt, liseyi bitirdikten sonra 1917-1918 yıllarında Münih’teki Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde doğa bilimi, tıp ve edebiyat eğitimi alır. 1918’de Ausburg askeri hastanesinde sıhhiye askeri olarak görevlendirilen Bertolt’un eğitimi yarıda kalır. Hastanede şahit oldukları, yazarın lisede başlayan savaş karşıtı duruşunu güçlendirir ve ideolojik bir tutuma evrilir.

1920 yılında annesini kaybeden Bertolt, aynı yıl, kendisini geleceği adına çok etkileyen tanınmış kabaretist Karl Valentin’le tanışır. Bu yıldan itibaren daha fazla tiyatro sanatçısıyla tanışmak, kendisini geliştirmek için sık sık Berlin’e seyahat eder. Seyahatleri, 1924 yılında Berlin’e taşınmasına kadar varır. Taşınır taşınmaz, Max Rheinhardt’ın Berlin Alman Tiyatrosu’nda, Carl Zuckmayer’le birlikte dramaturg olarak Münih Oda Tiyatrosu’nda kendisi sahneye oyunlar koyarak çalışır.

Brecht, 1922 yılında Gecede Trampet Sesleri oyunu ile Kleist Ödülü’nü alır ve eserlerini daha büyük bir şevkle üretmeye devam eder. 1920’lerin ikinci yarısında, artık kendisini bir “komünist” olarak tanıtmaya başlayan Bertolt’un eserleri de, kendisi gibi daha net politik tavırlar almaya başlar. İlk dönem eserlerinde dışavurumcu bir yaklaşıma sahip olan Brecht, bu eserlerde burjuvayı ağır bir şekilde eleştirir. Daha çok balad türünde eserler verdiği bu dönemde, Komünist Parti’nin çizgisinde kalır. Brecht, 1926’dan sonra kurucusu olarak kabul edildiği “Epik” ya da diğer bir deyişle “Diyalektik Tiyatro” kavramı üzerinde çalışmaya başlar. Diyalektik Tiyatro’yu, Marksizim-Leninizm çerçevesinde oluşturup, seyirci kitlesini emekçi sınıf olarak belirleyen Bertolt, tiyatronun lüks bir burjuva eğlencesi gibi görülmesine karşı çıkar.

Brecht, teoride de, pratikte de, Marksizmin tüm boyutlarını tiyatro sahnesine yansıtmaya çalışır. Bilim çağının tiyatrosu olarak değerlendirdiği diyalektik tiyatro aracılığıyla, kapitalizmi ve sınıflı toplumu eleştirerek, sınıfsız bir toplum düşüncesine işaret eder. Brecht, görünenin ardındaki gerçeği göstermenin, canlandıran ve taklit eden gerçekçi tiyatro anlayışıyla olamayacağını düşünür. Brecht’e göre tiyatro, tam aksine bu algıyı kırmalı, seyirciyi bir gözlemci haline getirip, ondan yargıya varmasını istemelidir. Merak duygusundan daha önemli gördüğü şey ise, tarihsellikle bağlantı kurulmuş günümüz örneklerini gözler önüne sererek, kendi eleştirel tutumunu doğrudan seyircisinde uyandırabilmektir. Brecht’in diyalektik tiyatroda kullandığı, en bilinen yöntemi yabancılaştırma efektidir. Bu efekt şudur: seyirciye sahnede izlediği şeyin bir oyun olduğu hatırlatılır, kendisini bu hikayenin içindeki karakterlerden birinde bulması engellenir. Böylece Brecht, duygularına kapılmayan, aklıyla izleyen bir seyirci profili oluşturur.

Brecht’in uyguladığı bu yabancılaştırma, doğrudan diyalektik materyalizmle ilgilidir. İnsanı, olayları ve toplumu bitmiş, tamamlanmış olarak görmeyerek, somut durumları irdelemeye yardımcı olur. Brecht’in amacı, bildiğini sanan seyircinin, yabancılaştırmayla gerçek bilgiye ulaşmasını sağlamaktır.
Tiyatroyu şöyle tanımlar Brecht:

“Tiyatro, insanlar arasında geçip, dünden bugüne aktarılmış ya da kafada tasarlanmış olayların, canlı görüntüleriyle yansıtılması ve bunun eğlence amacına yönelik gerçekleştirilmesidir.”

Brecht bu tanımla şunların altını çizer:
Tiyatro, konusunu toplumsal yasamdan yani işsizlikten, açlıktan, ekonomik çöküntüden, savaştan almalı.
Tiyatro tarihselleşmeli. Yani dünden bugüne aktarılan olayları, bugünün koşullarında, tarihsel süreciyle birlikte incelemeli.
Tiyatro eğlendirmeli. Tiyatro bir gösteri sanatıdır ve ne anlatırsa anlatsın önce izlenebilir olmalı. Bu yüzden sahneyi bir ahlak panayırına dönüştürülmemeli, öğreticilik ve eğlendirme işlevlerini birlikte gerçekleştirmeli.

Bu çerçevelerde ortaya koyduğu ilk oyun 1927 yılında yazdığı, Adam Adamdır isimli oyun olur. 1927’den itibaren şekillenen diyalektik tiyatro anlayışı, başta tiyatro kuramcısı ve oyun yazarı komünist Bertolt Brecht’in öncülüğünde, 1930’lara kadar birçok Marksist eser üretir. Tüm dünyayı etkisi altına alan 1929 Buhranının çözümünün Marksizm’de olduğunu savunan Brecht, 1930’dan itibaren öğretici oyunlar yazmaya yönelir. 1930 yılında, Peter Suhrkamp ile birlikte yazdıkları “Mahagony Şehrinin Yükselişi ve Çöküşü Operası İçin Notlar” isimli makale, tiyatro teorisi ile ilgili yapı taşlarından biri kabul edilir.

Bertolt, sınıfından yana olan sanatını sinemaya da taşır. Buna da sürgün yıllarının başlangıcı diyebiliriz. 1933 yılında Tedbir adlı filmin senaryosunu yazar ve film yasaklanır. Brecht ve arkadaşları vatana ihanet suçundan mahkemeye verilir. Brecht, 28 Şubat günü Berlin’i terk ederek, Prag, Viyana ve Zürih üzerinden 5 yıl yaşayacağı Danimarka’ya gider. Aynı yılın mayıs ayında Naziler, Brecht’ten geriye Berlin’de kalan tüm eserleri yakar. Devamında 1935 yılında Bertolt Brecht’i vatandaşlıktan çıkarmaları gelir.

Brecht sanatına ve sınıfına karşı hissettiği sorumluluğu burada bırakmaz, yanına alır ve mücadeleye devam eder. Sürgün yıllarında tiyatro oyunları yazmanın dışında Prag’daki, Paris’teki ve Amsterdam’daki birçok dergi ve gazetede makaleler yazar. 1939 yılında Danimarka’yı terk ederek, önce Stockholm’e, sonra Helsinki’ye gider.
1941 yılında Moskova üzerinden Trans Sibirya Ekspresi ile Wladiwostok’a, oradan da Sovyetler Birliği’nin doğusundan gemiyle, Hollywood yakınlarındaki Santa Monica’da yaşayacağı Kaliforniya’ya geçer. Kendisini öğrencileri olmayan bir öğretmen olarak nitelendiren Brecht, 19 yılını verdiği Galilei’nin Yaşamı oyununu burada, Amerika’da sergiler. ABD’de Komünist Parti üyesi olmakla suçlanan Bertolt Brecht, Galilei’nin Yaşamı oyununun prömiyeri oynanırken, Paris üzerinden Zürih’e gider.

Savaştan hemen sonra arkadaşları Brecht’e, Almanya’ya dönmesi konusunda baskı yapar. Brecht’in de tek istediği, geri dönüp oyunlarını sahneye koymak, tekrar tiyatroda çalışmaktır. Sovyetler Birliği tarafında kalan bölgede, 1948 yılında, birçok tiyatro açılır ve Berlin Halk Sahnesi yenilenir. Ekim 1948’de Brecht, Alman Demokratik Cumhuriyeti Kültür Birliği’nin daveti ile Zürih’den yola çıkar. Salzburg ve Prag üzerinden Berlin’e gelir. Burada, kuramları ve oyunlarıyla önayak olduğu birçok şeyle kendisini ispatlamış bir yazar olarak, önemli sanatçılar ve yöneticilerle ilişkiler kurar.
7 Ekim 1951’te Demokratik Alman Cumhuriyeti 1. Sınıf Devlet Ödülü’nü alır. 1953’te PEN Yazarlar Kulübü başkanı seçilir. Mart 1954’de Alman Sanat Akademisi Başkan Yardımcısı olur. 18 Aralık 1954’te Halklararası Barış ve Anlaşma Stalin Ödülü’nü alır. Brecht yaşamının son dönemlerinde çok çalışır ve neredeyse her yıl iki oyun koyar sahneye. Üstelik sahnelenen oyunlarının hemen hemen hepsinde görev alır. 1955 yılında katıldıkları Paris Festivali’nde Kafkas Tebeşir Dairesi oyunu ödül kazanır. Bu ödül tüm genç aydın sanatçılara ilham kaynağı olur: Artık Brecht oyunları korkusuzca her yerde oynanabilir!

Brecht, 1956 Mayısında grip olur ve Berlin’deki Charité hastanesine yatırılır. Dinlenmek, iyileşmek için 1956 yazını Berlin’e 50 km uzaklıktaki Schermützelsee gölünde geçirmek ister. 12 Ağustos 1956 günü kalp krizi geçirir. 14 Ağustos 1956 günü saat 23:30 da Berlin’de, bugün Brecht Evi olan Chausseestraße 125 numarada hayata veda eder. 17 Ağustos günü çok büyük bir kalabalığın, çok sayıda politikacının ve sanatçının katılımıyla toprağa verilir. Törende hiçbir konuşma yapılmaz. Ama ardından ona dair kitaplar, tiyatro oyunları, makaleler yazılır. Anılmaya ve yaşatılmaya, iz bıraktığı, hatta değiştirdiği tiyatro sahnelerinde devam ediliyor. Bertolt Brecht diyor ki, “İnsan, ancak onu düşünen hiç kimse kalmadığı zaman gerçekten ölür.” O, ölmeyecek.

Paylaşın