“Stalinizm“ Diye Bir Şey Var mı?

Sovyetler birliğinde sosyalizmin inşasında ve liderliğinde Joseph Stalin’in tarihsel rolü söz konusu olduğunda, antikomünistlerin favorisi olan bir deyim vardır: “Stalinizm”.

“Stalinizm” temelde olumsuz bir çağrışıma sahiptir ve sosyalistlere karşı sıkça kullanılan bir etikettir.

“Stalinizm” her yerde kullanılmasına rağmen, net bir tanıma sahip değildir. Peki “Stalinizm” diye bir şey gerçekten var mı? Ve Marksist siyaset bilimi açısından kullanımı ne kadar uygun?

“Stalinizm” terimini ilk kullanan kişi New York Times gazetesinde çalışan Walter Duranti’dir.

Birinci beş yıllık plan sırasında Moskova’da yaşayan Duranti, Sovyet rejimini, Stalin’in baskıyla örgütlediği ve devletin her şeyi kontrol ettiği bir parti diktatörlüğü olarak nitelendirmiştir. Duranti, rejimin Stalin’in kişisel bir uzantısı olması halini ifade etmek için “Stalinizm” terimini icat etmiştir.

Sonrasında bu terim, Stalin ve Sovyet iktidarının ateşli muhalifi olan Leon Troçki tarafından sahiplenilmiştir. 1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren Troçki ve takipçileri, “Stalinizm” etiketini bütün bir Sovyet devletini suçlama aracı olarak yaygınlaştırmışlardır.

“Stalinizm” terimi, anarşistler, sosyal demokratlar, liberaller ve kapitalist ülkelerdeki muhafazakarlar da dahil olmak üzere SSCB’ye ve genel anlamıyla bir “sosyalist devlet” düşüncesine düşman olan herkes tarafından çabucak sahiplenilmiştir.

Şu halde “Stalinizm”, kuramsal alana ait bir kavram değil, Sovyetler Birliği ve komünizm karşıtı çevrelerde, olumsuz bir anlamı ifade etmek üzere üretilmiş, propaganda amaçlı bir kavramdır.

Stalinizm’in kendi siyasi kuramını oluşturduğunu söyleyenlere göre bu terim 4 özellikle tanımlanmaktadır. Bu özellikler şöyledir:

  1. Tek ülkede sosyalizmin inşası;
  2. 2) Sosyalizmde ticari mal üretimi ve değer yasası;
  3. 3) Sınıf mücadelesinin şiddetlenmesi ve sosyalist bir yapı olarak devletin güçlendirilmesi;
  4. 4) Sosyalizmde devletin gerekliliği.

Sovyetlerin düşmanı ideologların öne sürdüğü iddiaların aksine, tek ülkede sosyalizmin inşası fikrinin mucidi Stalin değildir.

Ağustos 1890’da Friedrich Engels, bölgesel düzlemdeki sosyalizm üzerine yazdığı mektupta şunları söylemişti:

“Kanımca ‘sosyalist toplum’ sabit değildir. Diğer tüm toplumsal düzenler gibi, sürekli bir akış ve değişim hali olarak görülmelidir. Mevcut düzenden en önemli farkı, doğal olarak, üretimin, bütün üretim araçlarının ulusun ortak mülkiyeti temelinde organize edilmesinden ibarettir”.

Engels’in, sosyalizmi, “ulusun ortak mülkiyeti temelinde”, yani bir ülke içinde inşa etme fikrini savunduğu görülebilir.

Aynı zamanda Vladimir Lenin de sosyalizmin bir ülkede inşa edilmesinin en etkin ideoloğu ve uygulayıcısıydı. 1915’te şöyle yazıyordu:

“Eşit olmayan ekonomik ve politik gelişme, kapitalizmin mutlak bir yasasıdır. Dolayısıyla, sosyalizmin zaferi önce sadece bir kapitalist ülkede, hattâ tek bir ülkede mümkündür. O ülkenin muzaffer proletaryası, kapitalistlerin mülklerini kamulaştırdıktan ve kendi sosyalist üretimini örgütledikten sonra, dünyanın geri kalanına, yani kapitalist dünyaya karşı ayağa kalkacaktır…”

Stalin, ticari mal, yani meta üretiminin belirli bir dönem için sosyalizmde gerekli olduğunu öne süren, gerekçelendiren ve uygulayan ilk Marksist teorisyenlerden biridir. Marx ve Engels ünlü eserleri “Gotha Programının Eleştirisi” ve “Anti-Duhring”te, meta değişiminin ve paranın dolaşımının sosyalizmde imkânsız olduğu belirtmektedirler. Ancak bununla birlikte nesnel tarihsel koşullar nedeniyle gelecekteki sosyalist devrimlerin nasıl gerçekleşeceğini uygulamadaki ayrıntılarını bilemeyeceklerini belirtmekte fayda var.

Birçok sosyalist ülke için, kontrollü ve azalan bir meta üretimi sektörüne sahip olmak gerekiyordu. Bu, kapitalistlerin veya finansal spekülatörlerin olmadığı, sömürünün, aşırı mal birikmesinin, sermayenin tahakkümünün olmadığı, emeğin ve üretim araçlarının artık meta olmadığı bir meta üretimidir.

Stalin 1926’da Buharin’in “sosyalizmde hızlı büyüme ve sınıf mücadelesinin azalması” kuramına yanıt yanıt olarak “sınıf mücadelesinin şiddetlenmesini ve Sovyet devletinin güçlendirilmesi” hakkında konuşan ilk kişidir. Bu önermeler, Stalin’in Marksizme uygulamada test edilmiş katkıları olarak görülebilir. Aynı zamanda, Lenin de “devletin tamamen ortadan kalkması için tam komünizmin gerekli olduğunu” söylemiştir.

Dolayısıyla Marksizmin Stalin tarafından geliştirilen ana önermeleri, büyük önem ihtiva etmesine rağmen, ayrı bir ideolojik akım olarak görülemez, çünkü Marksist-Leninist kuramın temel ilkeleri değiştirilmemekte, aynı kalmaktadır.

Leon Troçki, Richard Pipes, Erich Fromm ve diğer Stalinizm eleştirmenleri, bir uygulama olarak Stalinizmin kişiyle özdeşleşmiş diktatörlük ve liderlik kültü, totaliterlik, emir-komuta zinciri ve bürokrasi olduğunu öne sürmektedir.

Marksist-Leninist siyaset biliminde tanımlandığı üzere,devlet iktidarı, her zaman egemen sınıfın elindedir ve bu sınıfın çıkarlarını dayatmak için kullanılır. Şu halde, siyasi bir diktatörlük, bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki açık ve uzlaşmaz diktatörlüğüdür.

Stalin her şeyden önce işçi sınıfının çıkarlarının sözcüsüdür ve asla Batılıların hayal dünyasındaki gibi bir “diktatör” olmamıştır. Onun liderlik mevkii anayasal olarak tanımlanmıştır, parti ile devletin yasama ve yürütme organlarının kararlarına itaat eden, doğrudan doğruya yasal otoriteye bağlı olan bir mevkiidir.

Stalin’in meşhur “kişilik kültü” tabandan yani halktan gelmektedir ve Stalin tarafından kesinlikle teşvik edilmemiştir. Hattâ tam tersine, nutuklarında yaltaklanmayı asla hoşgörü göstermemiştir. Parti görevlilerinin bu tür girişimlerine karşı Stalin’in sözü şudur: “Bana sadık olduğunuzdan söz ediyorsunuz… Bütün görevlilere tavsiyem odur ki şu “kişiye sadakat” ilkesini bir kenara atın zira bu Bolşevikliğe uygun bir ilke değil. Kişilere değil işçi sınıfına, onun partisine, onun devletine sadık olun…”

Totaliterlik bir burjuva kuramıdır ve köklerini faşizmin ilk kuramcısı Benito Mussolini’de bulmaktadır. Daha sonraları, komünizm karşıtı ideologlar, her şeyin devlete tabi olduğu ve her şeyin devlet tarafından kontrol edildiği bir totaliterlik kavramı uydurdular.

Öte yandan, çoğulculuğa ve çok partili sistemlere sahip olan en demokratik cumhuriyetlerde bile bütün toplumsal alanı sadece sermaye kontrol eder. Sermayenin yumruğu devletin mutlak otoritesi aracılığıyla insan yaşamının tüm süreçlerini kontrol eder ve iradesini zorla dayatarak gerçekleştirir.

“Totaliterlik” kavramı, burjuva demagoglarının, kendi kapitalist rakipleri ile Sovyetler Birliği gibi sosyalist ülkeleri kötülemelerine olanak tanıyan kullanışlı bir araçtır.

Komünizm düşmanları, sözde “emir-komuta zinciriyle” yukarıdan dayatılan tek taraflı direktiflerle kontrol edilen, merkezi olarak planlanmış bir ekonomiyi kastetmektedirler. Oysa bu “emir-komuta” kavramı burjuva kalemşörlerinin bir uydurmasıdır.

Sosyalist ekonomi, her zaman üretim araçlarının kamu mülkiyetine dayanan bir hesaplama ve planlamayı ifade etmektedir. Bu planlama tabandan başlayarak, yani yerel işçi ve sendika konseylerinin katılımı yoluyla ulusal komitelerin direktiflerine uygun biçimde büyür. Böyle bir planlı ekonomi, Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği’nde olduğu kadar daha sonrasında da vardı.

Komünizm düşmanlarının, ülkedeki eksikliklerin ve hataların sorumluluğunu tek bir kişiye yıkma girişimi, maddi ve tarihsel süreçlerin yok sayıldığı yüzeysel bir yaklaşıma dayanan açık bir manipülasyondur.

Stalin, arkasında Sovyetler Birliği’nin tüm emekçi halkının durduğu bir insandı sadece. Stalinizm olarak adlandırılan toplamın içindeki kavramlara bakan bir kişi, gerçekte Stalinizm diye bir şeyin hiçbir zaman var olmadığı sonucuna kolayca ulaşabilecektir. Bu terim bilimsel bir terim değildir, Marksist metodolojinin herhangi bir eleştirisi karşısında asla ayakta kalamaz.

Burjuva medyasında Stalinizm kavramını kullanan kişilerin asıl amacı, Marksizmi itibarsızlaştırmak ve muğlaklaştırmaktır.

Stalin sadece, hayatının sonuna kadar sadık olduğu Marksizm-Leninizm’in teori ve pratiğini geliştirerek Lenin’in çalışmalarını devam ettirmiştir.

İşçi sınıfı, bu büyük lideri kapitalistlerin ve onların açık gizli ortaklarının yalanlarına asla terk etmeyecektir…