Stalin Hakkında Söylenen Yalanlar

Josef Stalin – devrimci, Marksist-Leninist, Bolşevik Partinin ve Sovyetler Birliğinin lideri.
Stalin, olağanüstü bir Marksizm teorisyeni ve zamanının en büyük insanlarından biriydi. Ve bu, Sovyetler Birliğinin düşmanları tarafından dahi itiraf edilen bir gerçektir.
Yine de Stalin’in ölümünün ardından tarihteki rolü kökten değiştirildi.
Bir histeri halindeki Stalin karşıtlığı, komünizm karşıtı propagandada kullanılan çok sayıda yalan üretti.
Peki gerçekte Joseph Stalin nasıl biriydi ve Sovyetler Birliği tarihinde nasıl bir rol oynadı?

1. Yalan: Stalin kan döken bir tirandı.
1956’da 20. Komünist Parti Kongresi sırasında, Nikita Hruşçov, Joseph Stalin’i bir raporda eleştirmiş ve bir dizi suçlama öne sürmüştü.
SSCB’de Perestroika sırasında başlayan bir başka Stalin karşıtı kampanya ise bu konuyu saçmalık derecesine vardırdı: Stalin döneminde yapıldığı iddia edilen baskılar, Stalin’in birtakım sözde manyakça eğilimleriyle, olabildiğince çok insanı yok etmek istemesiyle açıklanmaya çalışıldı.
Esasen, Stalin’in “temizliği” olarak iddia edilen tasfiyeler liberal ve muhafazakâr ideologların hayal ettiği şekilde değildi.
Rus tarihçi Viktor Zemskov’a göre, 1921’den 1953’e kadar yaklaşık 4 milyon insan devrime karşı alenen suç işlemekten hüküm giydi. Bunlardan yaklaşık 1.400.000 kişi ise 1937-38 yılları arasında hüküm giydi. Bunların yaklaşık 680.000’i ölüm cezasına çarptırıldı.

1918 ve 1958 arasında SSCB topraklarında yaklaşık 400 milyon insan yaşadı. Sovyet vatandaşlarının ancak % 2,5’u tasfiyelere maruz kaldı. Gerçekte, SSCB nüfusunun yaklaşık% 97,5’i herhangi bir baskıyla karşılaşmadı.

Stalin’in eylemlerine odaklanma stratejisi aynı zamanda patronların servetlerini gizleme girişimidir. İşçileri sömürerek servetlerini nasıl kazandıklarından ziyade Stalin hakkında konuşmamızı istiyorlar. Çünkü egemen kapitalist sınıf, gücünü korumak için mümkün olan tüm araçları kullanmaktan asla çekinmez.

Şu anda, gezegenin her tarafındaki tekeller, bir avuç oligarkın çıkarları için halklara baskıyı arttırıyor. Kapitalistlerin proleterlere uyguladıkları baskının aynısı proletarya tarafından da kapitalistlere uygulanmalıdır.
Sosyalist iktidar, İşçi sınıfının gücüne karşı çıkan ve işçiler tarafından üretilenleri çalanları cezalandırabilir ve cezalandırmalıdır.

SSCB’deki baskılar, modern ideologların hayal etmeye çalıştıkları gibi “olabildiğince çok insana” karşı değil, sosyalizmi yok etmeye ve eski çarlık düzenini yeniden kurmaya çalışan devrim karşıtlarına yönelikti.
Sosyalizmin inşası sırasında sınıf mücadelesinin şiddetlenmesi, partinin sağ ve sol cenahından bir grup oportünistin, Sovyet karşıtı pek çok unsurun ve yabancı ajanların Sovyetlere karşı faaliyetlerini yoğunlaştırmasına yol açtı.
Devletin güvenlik kurumlarında ve silahlı kuvvetlerde mevki sahibi olan komplocuların, hainlerin ve muhalefet liderlerinin yargılanmasıyla ilgili yüzlerce ciltten oluşan soruşturma belgeleri, hükümlülerin büyük çoğunluğunun gerçekten de suçlu olduğunu göstermektedir.

Elbette hatalar vardı. Kimi parti sekreterleri ile NKVD’nin, yani İçişleri Halk Komiserliği’nin liderleri halk düşmanlarına karşı yürütülen mücadelede güçlü durmak isterken yapılan bu hatalar, elbette bazı Sovyet vatandaşlarının haksız bir şekilde suçlanmasına da neden oldu.

Sonuç olarak, meydana gelen tasfiyelerin nedenleri Stalin’in kişisel iradesiyle değil, Sovyetler Birliği’nde devrimde 15 yıl sonra bile hala sürmekte olan “yeni bir devletin kuruluşuna” dair o zorlu süreçle açıklanabilir.

2 Numaralı efsane: Stalin kötü bir komutandı.
Kruşçev, raporunda ve anılarında, Anayurt Savaşı’nın ilk günlerinde Stalin’in psikolojik olarak depresyonda olduğunu ve görevinin başında bulunmadığını, kırsalda saklandığını ve yalnızca Politburo’nun onu işe geri getirebileceğini söyler. Bunun benzer bir versiyonu Anastas Mikoyan’ın anılarında mevcuttur.
Ancak, Stalin’in ofisine yapılan ziyaretlerin kaydının tutulduğu defterin de kanıtlandığı üzere, Stalin, Alman saldırısının ilk günlerini Kremlin’deki bürosundan çıkmadan ve çok çalışarak geçirmiş, birçok parti, ordu ve hükümet yetkilisini düzenli olarak kabul etmiştir.

Stalin savaşın en tehlikeli günlerinde bile görevinden ayrılmadı. 1941 sonbaharında Moskova kuşatılmışken, şehirden ayrılmayı değil, orada çalışmayı ve insanları teşvik etmeyi seçti. 7 Ekim 1941’de, Moskova Muharebesi’nin sürdüğü sıralarda önemli bir olay gerçekleşti. Büyük Ekim Devrimi’nin 24. yıldönümü onuruna, Stalin, Lenin Mozolesi’nden bir konuşma yaptı ve Kızılordu bir geçit töreni greçekleştirdi. Bu konuşmanın ve geçit töreninin Sovyetler Birliği açısından siyasi önemi büyüktü, Sovyet halklarının direniş azmini güçlendirdi.

Yine Hruşçov tarafından yayınlanan “Kişilik kültü ve sonuçları üzerine” adıyla rapor, Stalin’in başkomutan olarak olaylara ve askeri harekâtlara müdahalesinin olumsuz sonuçlara yol açtığını iddia etmiştir.

Gerçekte ise Stalin bu müdahaleleri tek başına yapmamış, askeri planların tartışılması ve geliştirilmesinde Kızıl Ordu’nun çok önemli komutanlarıyla birlikte önemli bir rol oynamıştır. Örneğin, Stalingrad’daki Nazi ordularını kuşatmak ve yenmek, Kursk Savaşı’nın kazanılması ve Belarus’un kurtuluşu, Stalin’in etkin bir biçimde katıldığı planlardan sadece birkaçıdır.

Stalin’in katılımıyla geliştirilen 10 stratejik harekât sayesinde, 1944’ün sonuna kadar tüm Sovyet toprakları Nazilerden kurtarıldı. Bu harekâtlar, tarihe “Stalin’in 10 Darbesi” olarak geçti.

Kızıl Ordu Genelkurmay Başkanı Mareşal Vasilevski, Stalin’i Başkomutan olarak şöyle değerlendirir:
“Derin bir içtenlikle söylemek isterim ki, Joseph Stalin, özellikle Anayurt Savaşı’nın ikinci yarısından itibaren stratejik komutanın en güçlü ve renkli figürüydü. Tüm cephelere başarıyla liderlik etti, ülkenin askeri gücünü parti çizgisinde harekete geçirdi ve savaş sırasında müttefik ülkelerin önde gelen siyasi ve askeri liderleri üzerinde önemli bir etki gösterdi.”
Sovyet karşıtı efsanelerin aksine, Stalin, faşizm karşısında zaferin örgütlenmesine büyük katkıda bulunan yetenekli bir askeri ve siyasi liderdi.

3 Numaralı efsane; Stalin dindar bir adamdı.
Stalin 1920 ve 1930’larda bağnazlığa karşı etkin bir mücadele yürüttü. Bolşevik Parti’nin 15. Kongresinde, Joseph Stalin, Sovyet rejiminin mevcut sorunlarından birinin “dinci gericiliğe karşı propagandanın zayıflaması” olduğunu not etmiştir. Bu nedenle, savaş öncesi din karşıtı politikayı sadece Troçkistler veya Stalin’in diğer muhaliflerine atfetmek tamamen mantıksızdır.

II. Dünya Savaşının başlamasının ardından, kimi tarihçiler, SSCB’deki dinci gericilik karşıtı politikanın kısıtlandığını ve Stalin’in Ortodoksluğu benimsediğini yazıyorlar. Kanıt olarak da Rus Ortodoks Kilisesi Patrikhane vekilinin Kremlin’de Stalin’le görüşmesini ve ayrıca Patriklik Tahtının kurulmasını öne sürüyorlar.

Ancak, tüm bunlar Stalin’in dindar olduğuna dair kanıtlar olarak kabul edilemez. Sovyet hükümetinin Rus Ortodoks Kilisesi’yle olan ilişkisindeki değişime, Almanların Rus Ortodoks Kilisesi’ni savaş sırasında Sovyet halkına karşı kullanma planına karşı çıkma ihtiyacı neden oldu. Buna rağmen, cephede dini propaganda yapılmadı ve Komünist Parti’nin tutumuna dair değişen bir şey yoktu.

1941 kışında, Stalin’in şahsi emriyle üzerinde Azize Meryem ikonası olan bir uçağın Moskova semalarında uçtuğu ve bu sayede başkentin kurtarıldığı yönünde bir efsane vardır.

Bu tabii ki komünizm karşıtı bir uydurmadır. Moskova’yı Nazi işgalinden hiçbir dini ikonlarla değil, yalnızca gerçek silahlarla ve mücadeleyle kurtaran Sovyet halkının emeklerini yok sayma çabasıdır.

4 Numaralı efsane; Stalin Rus milliyetçisiydi ve Yahudi karşıtıydı.
SSCB’de sosyalizmin inşası döneminde, Rus halkı daha önce mümkün olmayan büyük bir başarı elde etti. Sovyet iktidarında on milyonlarca Rus nihayet modern eğitime ulaşabildi, daha önce erişemediği tarihiyle tanıştı, ki bu da yeni komünist ilkelerle birlikte gelişti ve zenginleşti.

Yazılarında ve halka açık konuşmalarında Joseph Stalin defalarca Rus halkına saygı duyduğunu ifade etmiştir. Marksizm düşmanları bunu, Stalin’i bir Rus hükümran ve milliyetçisi olarak resmetmek için kullanmaya çalışmışlardır.

Fakat Sovyet devletinin tarihi incelendiğinde Rus halkının yanında diğer halkların da refaha kavuştuğu görülmektedir. Stalin liderliği döneminde hayat standartlarındaki büyük iyileşme nedeniyle ölüm oranı düşmüş, bütün halkların nüfusu artmıştır. Stalin döneminde, Ukraynalılar, Belaruslular, Gürcüler, Ermeniler ve diğer halklar, kendi dillerinde konuşma, okuma ve yazma özgürlüğüne sahip olmuş, az nüfusa sahip pek çok halk ise tarihlerinde ilk defa bir alfabeye kavuşmuştur.

Stalin’e milliyetçiliğe ek olarak atfedilen Yahudi karşıtlığı, büyük Sovyet insanlarının milliyetini hatırladığımızda, kulağa çok saçma geliyor. Stalin’in en yakın yoldaşlarından biri, olağanüstü bir Bolşevik ve Halk komiseri olan Lazar Kaganovich, aynı zamanda Yahudiydi. Stalin Ödülü verilen pek çok sanatçı Yahudi kökenliydi; örneğin yönetmen July Raizman, Mikhail Romm. Hattâ Sergey Eisenstein birden fazla Stalin Ödülü almıştır.
Joseph Stalin, gerçek bir Marksist olarak milliyetçiliğin tezahürlerini keskin bir şekilde eleştirmiştir. Örneğin Stalin, ABD’deki Yahudi Telgraf Ajansı’nın bir talebine şöyle cevap vermektedir; “… Irkçı şovenizmin aşırı bir biçimi olan Yahudi düşmanlığı, yamyamlığın en tehlikeli kalıntısıdır. (…) Sovyetler Birliği’nde Yahudi düşmanlığı, Sovyet sistemine düşmanlık olarak kabul edilir, yasalarca amansız bir şekilde kovuşturulur. Yahudi düşmanlığını eyleme dökenler için ise Sovyet yasalarında ölüm cezası bulunmaktadır”.

5 Numaralı efsane; Stalin “Eski Bolşevikleri” öldürdü
Lenin’in ölümünden sonra, Bolşevik partisindeki çeşitli gruplar arasında zorlu bir mücadele başladı. Bu çatışmanın bir sonucu olarak, partinin çoğunluğunu oluşturan Stalin’in liderliğindeki grup zafer kazandı.

Lenin’in adının arkasında saklanan ve aslında Leninizmin ilkelerine aykırı olarak partiye ayrılık ve hizipçilik eken muhalefet figürleri görevlerinden alındı, çoğu parti saflarından atıldı ve parti karşıtı çizginin en önemli figürü olarak değerlendirilen Leon Troçki yurt dışına sürüldü.

Troçki, 1930’larda Troçki taraftarlarının ve sağcıların halka açık biçimde yargılanmasını Eski Bolşeviklere ve Leninist muhafızlara karşı yürütülen bir misilleme olarak yorumladı. Ama Troçki öncelikle bir Menşevik olarak siyasi hayatına başlamış, ardından Bolşevikler ile Menşevikler arasında bir çizgide durmuştu.

Fakat Stalin bir Bolşevikti. O da dahil olmak üzere Eski Bolşevikler, diğerlerinin aksine, Lenin’in bakış açısını önemli tartışmalarda her zaman desteklemiştir. Buna ek olarak, Stalin yönetimindeki birçok Eski Bolşevik partide çalışmaya devam etmiştir ve herhangi bir baskıya maruz kalmamıştır. Bunların arasında Molotov, Kalinin, Kaganovich, Kolontay, Podvoyski, Yaroslavski, Vladimirski ve pek çok başka isim sayılabilir.

Buharin, Zinovyev, Kamenev gibi eski parti liderlerine yönelik baskılar, Leninist çevreye ait değildir. Cezalar her zaman öncelikli olarak Sovyetler’i karşı işlenen belli suçlar için verilmiştir. Bu nedenle Stalin’in “partinin eski muhafızlarına” karşı misilleme yaptığı suçlaması tamamıyla asılsızdır.

Stalin, Sovyet devlet tarihinde bir dönemi temsil etmektedir. Hızlı ekonomik büyüme ve sosyalizmin zaferi, Stalin ismiyle ayrılmaz bir şekilde bağlıdır. Sovyet devletini dünya komünist hareketinin güçlü bir kalesi haline getirmiş ve tüm dünyadaki kapitalistlere karşı güçlü bir odak yaratmıştır.
Bu nedenle, bugün her yerde kapitalizm yardakçıları, sıra dışı bir devrimci ve komünist olan Stalin’in adını karalamaya çalışıyor.
Onlarca yıldır süren Stalin karşıtı yalan propagandası, onun halk kitlelerindeki popülaritesini sarsamamıştır. Baskı ve sömürü var olduğu sürece, tüm servet ve güç sermaye ve oligarkların elinde yoğunlaştığı sürece, dünyadaki insanlar da parlak yarınlar için mücadelenin sembolü haline gelen Lenin ve Stalin’e yüzlerini dönmeye devam edecekler.