Sosyalizme Neden İhtiyacımız Var?

Nasıl bir toplumda yaşamak isterdiniz? Yeni ilişkilerle gelişen bir toplum mu yoksa sadece varlığını koruyan bir toplum mu? Bilimsel düşünceye uygun şekilde inşa edilmiş bir toplum mu yoksa dizginsizliğini gururla gösteren bir toplum mu? Sosyalist geleceğe doğru ilerleyin ya da bırakın herşey aynı kalsın ve kapitalizmin çürümüşlük ve şiddet dalgasına kapılın.
Seçim sizin.
Bu videoda sizlere, sosyalizmin kapitalizmden  neden daha iyi olduğunu ve sosyalizmin başarısının neden kaçınılmaz olduğunu beş maddede anlatacağız.

1) Sömürünün Sonu
Kapitalizmde çalışanın ücreti, işverenin çalışma hayatındaki baskısının insafına kalmıştır. Herkesin ücret için rekabet ettiği bir işsizler ordusunun olmadığı bir iş piyasası düşünmek imkansızdır. Zira bu rekabet sayesinde ücretler düşer ve çalışanlar basit bir hayat sürmek için en kötü koşullarda çalışmayı kabul etmeye zorlanırlar. Kapitalist düzende üretim kar artırmaya odaklıdır, dolayısıyla üretim hatlarında uygun sayıda işçi çalıştırmak, işletme sahibi için istenmeyen bir masraf anlamına gelir. Çalışanlar, kendileri ve sevdikleri için onurlu bir varoluş sağlamak için sonsuz ve çaresiz bir savaşın içine çekilirler.

Sosyalist sistem emek ilişkisine bambaşka bir açıyla yaklaşır. Sosyalizm, insanın insan tarafından sömürülmesine izin vermez ve çalışanları denetleme ya da baskılama fırsatını kapitalistlerin elinden alır. İşçinin emeğiyle yaratılmış her ürün ya da gerçekleştirilmiş her hizmet toplumun yararına sunulur ve kapitalizmin sömürü rekabetinin yerini büyük bir işbirliği alır. Sosyalizm, yurttaşlara, insanın ve hayatın gelişimi için gerekli olan her şeyi sağlamayı amaçlar. Bu nedenle de sosyalizmin temel ilkesi şudur; “Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesine göre”.

2) Halkın Çoğunluğu Kuralı

Sosyalizm, ücretli köleliği ortadan kaldırınca, işçi sınıfının gücü sayesinde kapitalistlerin azınlık iktidarını da ortadan kaldırır. Sosyalist bir toplumdaki demokratik özgürlükler, kendi özel çıkarına değil, herkesin yararına çalışanlara aittir.
Bununla birlikte, sosyalizm tarihin gelişiminde bir son nokta değil sadece ekonomik ve sosyal sınıf ayrımlarının olmadığı, insanın insana ezdirilmediği, özel mülkiyetin ve yabancılaşmanın olmadığı bir topluma, komünist topluma doğru ilk adımdır.
Sosyalizmde de sınıf mücadelesi, başkalarını sömürmeye yönelik son fırsat da ortadan kalkana ve herkesin hakkı olanı almasına kadar devam edecektir.

3) Üretim aracı olarak kamu malı
Sosyalist ekonominin temel taşı, üretim araçlarının özele değil kamuya ait olmasıdır. Peki bu ne anlama geliyor? Pek çok insan için, bu artık uzaktaki bir seçkinler topluluğunun ihtiyaçlarını değil komşularının ihtiyaçlarına bağlı olarak kendi ihtiyaçlarını doğrudan karşılayacakları anlamına gelmektedir.  Tüm büyük endüstriler ve kademeli olarak küçük ölçekli üretimler, işçi örgütleri tarafından kamulaştırılacaktır.

Toplumsallaşmış bir ulusal ekonomi, işçi sınıfının kendisinin meydana getireceği devletin idaresini ve savunulmasını gerektirir. Yeni proleter devlet ile asalak kapitalistlerin devleti arasındaki esas fark, proleter devletin, kapitalist devlet gibi bir azınlığın iktidarını değil, demokratik çoğunluğun çıkarlarını güvence altına almasındadır.

Sosyalizmde devletin işlemesi insana bağlıdır fakat devlet, kendisinin yararına insanları harcamaz. Bu nedenle de her bireyin refahı ve yeteneklerinin gelişimi önem taşır. İşte bu yüzdendir ki sosyalizmde insanlar çalışma ve sosyal güvence açısından en geniş ve en cesur haklara ihtiyaç duyar; bunlara örnek olarak herkes için sağlık ve tedavi sistemini, tam ve özgür bir eğitimi, herkes için barınmayı, en iyi koşullara sahip emeklilik sistemini sayabiliriz.

Sosyalist devlet, kamusal mülkiyet sayesinde en kapsamlı ekonomik planlamayı yapar, yurttaşların hayat standardını yükseltir, özel hizmetler ve özel ayrıcalıkların önünü keserek tüm yurttaşların haklarına saygı gösterilmesini sağlar.

4) Krizlerin Sonu
Yıkıcı ekonomik krizlerin art arda gelmesi, kapitalizmin ayırt edici özelliklerinden biridir. Bunun altında piyasanın aşırı bir mal ve hizmet üretimiyle dolmasına yol açan bir piyasa ekonomisi yatmaktadır. Kapitalistler, kamu yararına değil kendi kârlarını en üst düzeye çıkarmak için üretim yaparlar. Piyasanın düzensizliği, üreticiler arasındaki rekabet ve sanayinin tutarlı bir biçimde organize edilmemiş olmaması nedeniyle kapitalistler bir yığın gereksiz ürün üretir. Ancak, toplumun büyük çoğunluğunu, kapitalistin kendi üretimini korumak için sadece asgari ücret ödediği ücretliler oluşturmaktadır. Bu nedenle de bu ücretli işçilerin mal satın alma gücü, yine kapitalistler tarafından kontrol edilmektedir.

Mal ve hizmet stoku, mevcut talebin üzerine çıktığında kriz kaçınılmaz hale gelir. Kapitalist, piyasadaki durgunluğu önlemek için, satılmayan malları ve elindeki üretim araçlarını kısmen imha etmek zorundadır. Bu fazla mal stokunu, buna gerçekten ihtiyaç duyanlar arasında dağıtamaz çünkü bu mantıksal eylem, üretiminin kârlılığını zedeler, üretim ve tüketim arasında aslında kapitalistin varlığının gereksizliğini gösterir. Piyasa krizi, toplumu, kapıları kapatarak üretimi yok etmeye zorlar. Bu sayede işçiler sokağa atılırken kapitalist yeni yatırımları sayesinde sermayesini korur. Kapitalizmin bedeli, işsizlik, yoksulluk, kıtlıktır. Ve elbette kaçınılmaz olarak savaş. Çünkü savaş, mal fazlasıyla dolu pazarları temizlemeyi, yabancı rakiplerin ürünlerini yok etmeyi hedeflemektedir.

Kapitalizmin aksine, sosyalizmde üretim, vurgunculuk yapan bireylerin taleplerine değil, yalnızca toplumsal ihtiyaçlara tâbidir. Fabrikaların, enerji santrallerinin, araştırma tesislerinin ve tarım işletmelerinin ürettiği her şey toplumun bütününe fayda sağlamalıdır. Sosyalist üretimin piyasa çözümleri aramaya ihtiyacı yoktur; rakip sanayilerin etki alanlarını daraltmaya veya kâr elde etmek için sonu gelmez bir savaş yürütmeye ihtiyacı yoktur. Sosyalizmde tüketim, tıpkı üretimde olduğu gibi, toplumun gerçek ve ölçülebilir ihtiyaçları dikkate alınarak organize edilir. Üretim araçlarının kamusal mülkiyeti ile bütüncül planlama sayesinde kapitalist sistemin temel çelişkisi, yani sanayinin toplumu ilgilendirmesine rağmen sanayi üretiminin özel mülkiyette olması ortadan kalkar.

5) İlerleme
Sosyalizm, komünist bir toplumun gelişiminde ilk aşamadır. Bununla birlikte, tam komünizmin aksine, kendi temelinden değil, eski kapitalist sistem temelinde gelişir. Bu nedenle de eski toplumun kademeli olarak yeni, bütüncül ve eşitlikçi sosyal ilişkilerle yer değiştirecek olan kimi özelliklerini taşır. Kişisel çıkarların yerini toplumsal fayda alır. Çalışma mecburiyetinin yerini özgür ve yaratıcı kişisel faaliyet alır. İlk etapta iş gücünde tam bir otomasyonunun sağlanarak kişisel gelişime zaman ayırılması, insanların kültürel zenginliğinin en üst düzeye çıkarılması ve devlet yönetiminde eğitim gelir.

Sosyalist bir toplumda ve sonrasındaki tam komünizmde, bilginin ve yaratıcılığın ufku her insana açılır. Toplumun odağı, bilimsel araştırma ve sanata, evrenin yapısının ve derinliklerinin araştırılmasına, mükemmelleştirilmiş teknolojilerin icadına yönelir. İnsanın o güne dek sınıflı toplumun doğasındaki insanlık dışı sömürü, zorlama ve hiyerarşi nedeniyle baskılanan potansiyeli, sosyalizm sayesinde ortaya çıkar.

Sonuç
Geçen yüzyılda meydana gelen sosyalist devrimler, geniş kitleleri kapitalist toplumda ulaşılamayacak noktalara çıkardı. İşçiler özsaygı ve eşitlik duygusunu ilk kez hissederken, milyonların yüreğinde ortak bir fayda için çalışmanın, toplumsal hayata katılmanın gönüllü ve coşkulu arzusu ilk kez filizlendi. Sosyalizm, geçici yenilgisine rağmen, insanlara başka bir dünyanın sadece mümkün değil, aynı zamanda kolayca elde edilebileceği umudunu verdi.

İlk sosyalist devrimlerin başarıları, insanlık tarihinin ilerlemesini hızlandırdı. Günümüzde toplumu dizginsiz bir kapitalizmin dişlerine bırakmış olan gerici durumun hakimiyetine rağmen, yeni bir toplumsal bilincin başladığını görmemek de mümkün değil. İlerleme durdurulamaz, tarih geri döndürülemez ve kapitalizm, günümüz efendilerinin tüm isteklerine rağmen, olduğu yerde kalamaz.

Sınıflı toplum, uygarlığın gelişiminde komünist aşamada başlayacak olan gerçek insanlık tarihinin sadece giriş kısmıydı.