Sermaye Nedir?

Siyasal iktisat alanında kullanılan sermaye terimi, bizim günlük hayatta kullandığımızdan daha farklı, daha özel bir anlama gelir. Sermaye parayı, insanları ve yatırımı kapsamaktadır. Ancak bunlar kendine özgü bir süreç içerisinde yer alır ve hiçbiri tek başına sermayeyi teşkil etmez.

Nakdi sermaye süreci daima bir miktar parayla başlar. Örneğin sandalye imalatı işine girmek için nakit 1.000.000 lira diyelim. Bu paraya sahip olan kişi üretime başlaması için gereken tüm malzemeyi, yani üretim araçlarını satın alır. Bu araçlara makinalar, elektrik bedeli ve diğer tüm malzemeler olduğu kadar, bina kirası da dahildir. Basitçe söyleyecek olursak hammadde, makinalar, bina kirası vesairenin toplam 500.000 lira tuttuğunu varsayalım. Tüm bunlar, üretim çıktısına fazladan herhangi bir paha yüklemediğinden “değişmez sermaye” tutarıdır.

Tabii sonrasında bu kapitalistin bir emek gücü, yani insanların işi yerine getirebilme kabiliyeti satın alması gerekiyor. Eldeki örnekte sandalye üretilmesi için 10 kişinin işe alındığını ve yıllık toplam 50.000 lira maaş verildiğini düşünelim. Bu 10 kişi, maaşlarının karşılığında sandalye imal etmek için beyin, kas ve üretme yeteneklerini kullanmayı kabul ederek yasal bir sözleşme imzalar.

Belirli bir süreden, örneğimiz için diyelim ki bir yıldan sonra, işçilerin ürettikleri emtiayı 1.500.000 lira karşılığında satıyor. Bir milyon liralık başlangıç değeri bir yılda bir buçuk milyona çıktı.

Ama değer artışının kendi başına üretim girdilerinden, yani değişmez sermayeden kaynaklanamaz. Emtia tüccarları, satın aldıkları emtiayı yüksek bir bedele satarak bir kâr elde etmektedir. Ancak borsacılar, emtia tüccarları veya al-satçılar, bunların hiçbiri yeni herhangi bir değer yaratmamakta, mevcut kıymeti farklı taraflar arasında yeniden paylaştırmaktadır. Başarılı bir tüccar açısından kazanç, bir rakibinin kaybı anlamına gelir.

Toptan üretimde üretim araçlarının üretimde katma değer yarattığından bahsedemeyiz, üretim araçları kendi değerlerini nihai ürüne aktarırlar. Bir sandalyeyi oluşturan tahta, yapışkan ve boyanın her biri, kendi değerini doğrudan nihai ürüne, yani sandalyeye aktarır. Üretimde kullanılan öğeler kendi değerlerini nihai ürüne aktardıkları için buna döner sermaye denir.

Bazı üretim araçları, örneğin makineler, zaman içerisinde değer kaybeder. Hepimiz bu sürece amortisman (aşınma payı) denildiğini biliyoruzdur. Makinenin ömrü, örneğin 10 yıl olsun, belirlidir ve her bir kullanımda kendi değerinin bir kısmını nihai ürüne, bizim örneğimizde, sandalyeye aktarır. Makine üretimde kullanıldığında değerinin bir kısmını nihai ürüne aktarır. Dolayısıyla makine eskiyene kadar kullanılır ve üretme kabiliyetini yitirdiğinde yenisi alınır. Değişmez sermayenin bu öğesine sabit sermaye denir.
Peki sabit sermaye ile döner sermayeyi ele aldıysak geriye ne kaldı? Geriye sadece işçilerin emeği kalıyor. Her biri yıllık 50.000 lira alan işçiler toplamda 1 milyonluk bir değer üretirken yalnızca yarım milyonluk maaş alıyor. İşçiler günde normal çalışma süresi olan 8 saat çalışıyorsa bunun yalnızca 4 saati için ücret almakta, kalan 4 saat ise tamamen ücretsiz üretim yapmaktadır. Şirketlerin kârları işte buradan, işçilerin emeklerinin ödenmemiş karşılıklarından ortaya çıkmaktadır.

Sermayenin ne olduğuna yakından baktıkça, rahatsız edici bir gerçekle karşılaşıyoruz. Kapitalistlerin el koydukları değerin tamamı işçilerden çalınmaktadır. Böylelikle kapitalistlerin öyle yenilikçi, istihdam sağlayan girişimciler olmadığını görüyoruz, onlar var olacağına üretim süreci tek başına var olabilir, işçiler de kapitalistler tarafından sömürülmeden çok daha rahat eder. Kapitalistlerin tek kuruş ödemediği değeri işçiler yaratmaktadır.

Sermaye birikiminin kendiliğinden olduğu iddiası, sömürünün emtia mübadelesiyle (ya da ticaretiyle) gizlenmesidir. Kapitalistler emeği satın alarak hem parasal hem de emtia cinsinden kârlarını somut olarak ortaya çıkaran işçileri sömürmektedir.