Planlama – Sosyalist Ekonomi Neler Başardı?

Hemen hepimiz “planlı ekonomi olmaz” benzeri ifadeler duymuşuzdur. Buna göre her olasılığı hesaplayabilmek mümkün değildir ya da piyasanın kendi kendisini düzenlemesinden başka çare yoktur. Yoğun propagandayla birlikte bu klişeler toplumda kendisine yandaş bulur.

Oysa gerçekte Devlet Planlamasının ne olduğunu, Sovyetler Birliği’nde planlı ekonominin nasıl işlediğini ve nihayetinde bunun neden başarısız olduğunu pek az kişi bilir. Bu videoda bunların hepsini ele alacağız.

1. Evrensel bir plan mümkün mü?

Hepimizin bildiği gibi sosyalist toplumlar aşırı üretim krizleri ve bunun sonucu olan sınai yıkım ve devasa işsizlikle başa çıkmaya çalışırsa olması gerektiği gibi işlemez. Sosyalizmde halkın yaşam standartlarının düşmesi sonucu temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmesi kabul edilebilir değildir.. Talebin arttığı durumlarda bu ihtiyaç malzemeleri üzerinden vurgunculuk yapılması da kabul edilemez.

Sovyetler Birliği’nde bu çelişkileri ortadan kaldırmak üzere yeni bir devlet kurumu oluşturulmuştu. Bu kurumun oluşturulmasındaki amaç, ulusal ekonominin ülke genelinde planlanması için çalışmaya başlamak ve bu planların uygulanışını denetlemekti.

Biliyoruz ki, planlı ekonomi yalnızca sosyalist sisteme ait bir özellik değil. Tarihte de gördüğümüz gibi devlet kapitalizmine dayanan tekelci sistemler, sermayenin her zaman olduğu gibi riskleri en aza indirip maksimum kârı elde etmek için ekonomik planlama öğeleri kullanmakta ne kadar istekli olduğunun açık birer örneğidir.

Bu ekonomik planlama yöntemi birçok büyük emperyalist ülkede uygulandı. Bunlar arasında savaş sonrası Japonyası, Park Chung-hee döneminin Güney Koresi, İran, günümüzün kapitalist Çin’i ve nihayet dört yıllık kalkınma planlarını aktif şekilde kullanan Nazi Almanyası ilk akla gelenler. Nazi Almanyası’nın planlı ekonomi uygulamalarının çoğu zaman komünist ve faşist rejimler arasında parallellik kurmak için burjuva propagandistleri tarafından istismar edilen bir olgu olduğunu da hatırlatmak gerekiyor.

Sovyet Devlet Planlaması ilkelerini incelememize devam etmeden önce “piyasa ekonomisi” ve “planlı ekonomi” gibi terimlerin çağımız iktisat dilinde “kapitalizm” ve “sosyalizm” terimlerinin yerine kullanılabilir hale geldiğinin altını çizmek gerekiyor. Yaygın kavrayışa göre bu terimler aşırı soyut hale gelebiliyor ve bu yolla burjuva propagandacıları siyasi rakiplerini yıllar yılı o komünist, bu bölücü, şu bilmem neci diye damgalayabiliyor.

Vladimir İlyiç Lenin proletarya diktatörlüğü sürecinin geçiş döneminde ulusal ekonomiye dair önlemler geliştirmeye çalışırken sosyalizmde kapitalist üretim ilişkilerinin yerine planlı bir ulusal ekonominin geleceğini ve proleter devletin de bunun düzenleyici erki olacağını belirtmiştir.

Kapitalizmde Devlet Planlaması, kapitalist tekellerin çıkarlarına göre işler ve bu çıkarlar tarafından sınırlandırılır. Bu tarz bir planlama, doğası gereği rekabet, üretim anarşisi ve kapitalistlerin maksimum kâr hırsı gibi nitelikleri nedeniyle ülkenin bütününü gözetmekten uzaktır.

Piyasanın, kimi plan unsurlarının yürürlüğe sokularak “düzenlenmesi” ve devletin kapsamlı müdahaleleri onun kaotik ve kendiliğindenci niteliğini değiştirmez.

Bu, sosyalizmde olduğu gibi akılla yönetilen bir sistem anlamındaki bir düzenleme değil; basitçe kapitalist sistemin temel çöküşleriyle başa çıkması mümkün olmayan anlık bir müdahale demektir.

Mesela Sovyetler Birliği’nde Devlet Planlaması, Nazi Almanya’sındaki Devlet Planlama Kurulu’ndan tamamen farklıydı. Nazilerin planlama aygıtı, açıkça Alman büyük sanayicilerinin sermayelerini büyütmek için ekonomiyi kontrol etmelerine yarayan bir kurumdu.

Kapitalistlerin yaptığı planların aksine sosyalist ulusal ekonomi, toplumun üretici güçlerinin tüm işçi sınıfının ihtiyaçları için kullanımını gerektirir.

2. Sovyetler Birliği’nde Devlet Planlaması nasıl işler?

Sosyalizmi eleştirenler kapsamlı bir plan oluşturmanın pratikte imkânsız olduğunu ileri sürer. Onlara göre, sanayilerin düzenli şekilde artması ve bunlar arasındaki bağlantıların karmaşıklığı zaten son derece zorlu olan bu görevi giderek karmaşıklaştıracaktır.

Öte yandan hedeflenen hiçbir zaman, her şeyi mutlak olarak planlamayla kapsamak olmadı.

Bu planlar “müphemden sarihe” yani belirsizden daha belirgin olana, genelden özele doğru ilerlemek ilkesine dayanıyordu. Görev ne kadar basit ve tanımlı olursa dikkat edilmesi gereken spesifik alanlarda doğru şekilde uyarlanma şansı o kadar yüksek olur. Birlik üyesi cumhuriyetlerdeki yerel yapılar SSCB Devlet Planlama uygulamalarını temel alarak kendi planlarını hazırlıyordu. Bölge ve vilayet seviyesindeyse planlar, doğrudan yerel işletmelerdeki güçler tarafından düzenlenen planlama komisyonlarınca şekillendiriliyordu.

Lenin’in “plan, devletin proletaryaya verdiği bir görevdir” görüşüne dayanarak Josef Stalin, Sovyet ekonomik planlarının niteliğini daha da geliştirdi:

Bizim planlarımız öngörü veya tahmine dayalı planlar değil, tüm öncü organlarımız üzerinde bağlayıcılığı bulunan ve gelecekte ülke çapındaki ekonomik kalkınmamızın yönelimlerini belirleyen yol gösterici yönerge planlarıdır.

J. V. Stalin (SBKP On Beşinci Kongre)

Ayrıca Sovyetler Birliği’ndeki planlama mekanizmaları yalnızca yukarıdan gelen direktifleri değil aynı zamanda aşıdan gelen önerileri de dikkate alıyordu.

Kapitalist planlamayla karşılaştırıldığında bu planlamanın temel üstünlüğü

, işçi kitlelerinin yönetime katılmasıydı. Bu sayede sorunlar daha etkili şekilde çözülüyor, üretimdeki anarşi ortadan kaldırılıyordu.

3. Devlet Planlaması nasıl oluşturulur?

Devlet plan hazırlıkları üç soruyla başlar:

1) Şu anda ne var?

2) Gelecekte neye ihtiyaç duyulacak?

3) Bugünden geleceğe istikrarlı bir şekilde nasıl gidilir?

Örneğin parti kongresi, ülke ekonomisinin daha fazla kamyona ihtiyacı olduğuna karar vermiş ve o dönemin kargo taşımacılığı rakamlarıyla üretim artış oranlarını analiz ederek ve kargo cirosunun artış oranını hesaplayarak bunu doğrulamıştı.

Bir grup üniversite, otomotiv sektörünün ihtiyaç duyulan hacimde üretim kapasitesine sahip olup olmadığı ve değilse bu ihtiyacın en iyi nasıl karşılanabileceği araştırmasına dahil olmuştu.

Tüm bu çalışmalar temel alınarak şu tavsiyede bulunulmuştu: Otomotiv imalat işletmelerinin genişletilerek modernize edilmesi ve yeni işletmeler kurularak ihtiyacın giderilmesi.

Ayrıca tüm öneriler dikkatle değerlendirildikten sonra hükümet hangi işletmelerin kurulacağı ve geliştirileceğine karar vermişti. Sonuç olarak,devlet planlama süreçlerinde yeni girdilerin de ortaya çıkmasıyla Naberrezhnye Chelny (Naberzniye Şelni) şehrinde yeni bir otomobil fabrikasının kurulması emri yerine getirilmişti. Sekizinci ve dokuzuncu beş-yıllık planlarda bir fabrika kurulması kararı alınarak bugün Kama Otomobil Fabrikası olarak bilinen fabrikanın kurulması sağlanmıştı.

Bu amaçla, hem insan kaynağı hem de maddi kaynak tahsis edilmiş; ülke çapında seferberlik sağlanmıştı.

Şüphesiz, planlama görevini üstlenenler, çok büyük ve karmaşık denklemler, çok sayıda değişken ve sayısız girdiden oluşan büyük ölçekli bir görevle karşı karşıya kalmıştı. Diğer yandan teknolojik gelişim durmuyor ve bilgi teknolojisi ve güçlü bilgisayarların kullanıma girmesi, bu işten sorumlu planlamacılara çok yardımcı oluyordu.

İstatistikler, tüm verilerin tam ve doğru oluşundan sorumluydu – İşletmelerin işleyişi hakkında toplanan veriler, görevler için girdi sağlayan hep istatistik sistemleridir. Planlı ekonomiyi bir sinir sistemi olarak düşüneceksek en önemli sinir düğümü istatistiktir.

4. Devlet Planlaması pratikte geçerliliğini nasıl ispatladı?

Genç Sovyet devleti, zayıf ve sınırlı sanayisiyle, daha çok bir tarım ülkesi olan ülkeyi, tüm dünyada sosyalizmin feneri haline getirmek gibi muazzam bir görevle karşı karşıya geldi.

Sanayileşme atılımı ve elektrik kullanımındaki artış, planlı ekonominin tartışılmaz başarılarının bir kısmı oldu.

Lenin bu evrensel projeleri tartıştığı 1922 tarihli “Tek ekonomik plan” makalesinde temel hükümleri ortaya koydu ve bunlar SSCB Devlet Planlama Komitesi’nin çalışmalarına temel oluşturdu:

GOELRO’daki komünistlerin görevi mümkün olduğu kadar az emir vermek, hatta mümkünse hiçbir emir vermemek ve bilim insanlarıyla, teknisyenlerle tüm ilişkilerinde saygılı ve anlayışlı olmaktır. Görev onlardan öğrenmek ve onların kendi alanlarında elde edilen başarılar temel alınarak dünya görüşlerini genişletmelerine yardımcı olmaktır. Tüm bunları yaparken bir mühendisin komünizme gittiği yolun bir yeraltı propagandacısı veya yazardan çok daha farklı olduğu, onun yalnızca kendi biliminin ortaya koyduğu kanıtlarla hareket ettiği akılda tutulmalıdır. Bir ziraat ya da orman mühendisi, ya da diğerleri, komünizme doğru ancak kendi münhasır yollarından ilerlerler.

Olguların esasını ele alıp ayrıntılı şekilde çalışan alan uzmanlarını tevazuuyla bir araya getirip çalışmalarına rehberlik etme becerisini gösteremeyen komünist, potansiyel bir tehdittir.


V. I. Lenin (Entegre Ekonomik Plan)

GOELRO’nun oluşturulması, planlı bir ulusal ekonominin ortaya çıkışında çok kritik bir husustu. Bu plan ülke genelinde halkın desteğini alan dünyadaki ilk stratejik öneme sahip plandı; 8. Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi’nde oylandı ve ardından 9. Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi’nde onaylandı.

GOELRO evrensel stratejik planı çerçevesinde (o zamanın teknolojisine göre bir mucize sayılacak şekilde) sadece 19 yılda toplam elektrik üretimi 2 milyon kilovattan 13 milyar kilovata çıkarıldı.

Devlet Planlama Komisyonu ilk başkanı Gleb Karzayiskonovski, mümkün olan en kısa sürede 200’den fazla bilim insanı ve mühendisi elektrifikasyon projesine çekmeyi başardı. Bu plan sonucunda Sovyetler Birliği ülkenin enerji tedarikinde son derece büyük bir sıçrama elde ederek 1913 yılında sadece 33 olan elektrik üretim santrali sayısını 1927’de 858’e, elektrik tüketimineyse 427 bin kilovat saatten 10 milyon kilovat saate çıkardı.

Sovyetlerin sanayileşme ve elektrifikasyon başarıları hakkında konuşan komünizm karşıtları, yabancı uzmanların katılımlarına işaret ederek mümkün olan her yolla SSCB’nin başarısının özel Amerikan şirketlerinin önde gelen Sovyet işletmelerinin kuruluşundaki katkılarının sonucu olduğunu iddia ediyor.

Ama ilginçtir ki, komünizm düşmanları Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin öncü rolü hakkında ağızlarını açmıyorlar. SBKP yabancı uzmanların bulunup işe alınması sorumluluğunun yanı sıra ülkenin kendi işgücünün aktif şekilde eğitilmesini de sağladı. Komünistler bir yandan bu uzmanlardan yönetim bilimlerinin temellerini öğrenip bunları Sovyet işçi ve mühendislerine öğretirken diğer yandan sosyalizmin inşasının öncülüğünü üstleniyordu.

Stalin’in sanayileşme hamlesi mümkün olan en kısa sürede 2 milyondan fazla mühendisin yetiştirilmesini ve ağır sanayinin gelişmesini sağlayarak SSCB’nin kapitalist dünyadan bağımsızlığını kazanmasının yolunu açtı.

30 yıldan kısa bir sürede, Amerikan egemen sınıfları bilim ve teknoloji alanında Sovyetler Birliği’nin gerisinde kaldıklarını itiraf etmek zorunda kalacaktı.

Tüm ekonomik sektörlerin planlı kalkınması sayesinde, Sovyet ekonomisinde birçok sektör büyük başarılara ulaştı: 70’lere gelindiğinde, SSCB otomotiv sektöründe ve çimento üretiminde dünya liderlerinden biri haline geldi. Bilgisayar sistemlerini yaygın kullanıma geçiş hızı Sovyetler Birliği’ni bu alanda da Japonya ve ABD ile başa baş hale getirdi.

Devlet planlamasının başındaki isim olan Valerian Kuyibişef Tüm Birlik Komünist Partisi (Bolşevik) 17. Kongresinde ikinci beş yıllık kalkınma planına ilişkin raporunda şunları ifade ediyordu:

“Planın esasının, sadece planın neye ulaşılması gerektiğini değil, aynı zamanda bunun nasıl yapılacağını, planı gerçekleştirmek için hangi araçlara ihtiyaç duyulduğunu ve uygulamanın gerçek zamanlı olarak nasıl ortaya çıkması gerektiğini de göstermesi gereklidir.”

Bir ekonomik planın doğru bir şekilde hazırlanması ve uygulanması esasen krizlerden muaf şekilde sürdürülebilir bir kalkınma ve gerçekten iddialı ve uzun vadeli projeler geliştirebilme yeteneği anlamına gelir.

5. Parti diktatörlüğü mü, işçi denetimi mi?

Sosyalist ulusal ekonomide planın uygulanabilmesi işçi sınıfının ekonomik yönetim işlevlerine yaygın katılım göstermesiyle yakından ilgilidir.

Sosyalist ve kapitalist üretim tarzı arasındaki temel fark tam da budur; kapitalist üretimde işçilerin üretim araçlarının denetimine yabancılaşması şarttır.

“ ‘işçi denetimi’ derken bu sloganı proletarya diktatörlüğünün hemen yanında dillendiriyor, böylece nasıl bir devlet istediğimizi ortaya koyuyoruz. Devlet sınıf egemenliğinin organıdır. Peki hangi sınıfın? <…> Proletaryanın devletinden, yani proletarya diktatörlüğünden bahsediyorsak ve iktidar proletaryadaysa işçi denetimi, malların üretimi ve dağıtımının ülke çapında, her şeyi kapsayan, her yerde mevcut, en kesin ve en bilinçli planlaması haline gelebilir.

V. I. Lenin (Bolşevikler İktidarı Ellerinde Tutabilir mi?)

Sömürücü sınıfları ortadan kaldıran SSCB Sovyet ulusal ekonomisinin denetiminde Sovyet işçilerinin rolünü yılmaksızın inşa etti ve güçlendirdi. . Planlama ve uygulama işçiler tarafından yalnızca yukarıdan aşağıya değil aynı zamanda aşağıdan yukarıya da yürütülmüştür.

SSCB’de sosyalizmin inşası, Lenin’in, işçilerin üretimde kontrolü ve yönetiminin güçlü liderlik ve kolektif çabanın uygun bir bileşimiyle yürütülmesi gerektiği sözlerinin izinde, üretime dair düzenli toplantılar yapılmaya başlanmasıyla devam etti.

İşçi kolektiflerinin hem işletme yönetiminde denetim sahibi olmasına hem de sonraki beş yıllık planın olumlu ve olumsuz yönlerini tartışmasına fırsat yaratan işte bu uygulamaydı. Bu eğilim, sonraki yıllarda yoğunlaşarak devam etti.

Örneğin, 1926-1927 yıllarında sadece Leningrad şehrinde, konferanslarda yaklaşık12 bin öneri sunulmuş ve bunların üçte ikisi kabul edilmişti. Daha sonra, 1965 yılına gelindiğinde, SSCB genelinde 30 milyondan fazla işçi konferanslara katılmış ve yaklaşık 1,5 milyon teklif kabul edilmişti.

6. Devlet Planlamasının sonu

SSCB’de Devlet Planlamasına yönelik araştırma yapan biri planlı ekonominin eksiklikleri ve gerilemesi gibi sorunları göz ardı edemez. Açıkçası SSCB’de eksiklikler vardı ancak bunların sosyalist ülkelere özel sorunlar olduğunu veya planlı ekonominin özü itibariyle bunların kaçınılmaz sonuçlar olduğunu iddia etmek tamamen saçmalıktır.

Sınıf mücadelelerindeki zayıflama, kârlılığın üretimin temel taşı olduğu Kosigin reformlarından başlayarak, nihayetinde Sovyet ekonomisi içindeki kapitalist sapmaların istikrarlı ve kademeli bir şekilde artmasını getirdi.

Küçük burjuva unsurlar, zamanla güçlenerek kârlılıklarını arttırmayı ve sınai bağımsızlıklarını kazanmayı umut eder hale geldi. Üretim araçlarının merkezileştirilmesine karşı direnişleri, SSCB’nin son yıllarındaki sendikalist fenomeni ortaya çıkardı.

Teknik olarak emek hareketinin bir parçası olsa da sendikalizm proletarya diktatörlüğünün aleyhine hareket etme eğilimindedir. Sendikalizm işletmelerin kendi kendilerini yönetmeleri ve otonom olmaları fikriyle malûlken proletarya diktatörlüğü kamulaştırılmış üretim araçlarının merkezileştirilmesine dayanır.

Sendikalizm özellikle Perestroyka yıllarında aktif şekilde gelişmeye başladı. Üretim kooperatifleri, 1980’lerin sonunda SSCB’de girişimcilik faaliyetlerinin en temel yasal ve örgütsel biçimi haline geldi. Bu durum nüfusun ortalama gelirinin artmasıyla birlikte üretimde azalma görülmesiyle açıklanıyordu.

İstatistikler dolaşımdaki para artarken tüketim mallarında bir yetersizlik olduğuna işaret ediyor; bunun sonucu kıtlık ve mağazaların önündeki uzun kuyruklar oluyordu.

Bu durum bize olası en basit sonuca götürüyor: Tüketim malları kıtlıklarının artışının temel sorumlusu ekonomiye tekrar dahil edilen piyasa unsurlarıdır. Marksist-Leninist klasiklerde tarif edilen üretim anarşisi, perestroyka karşı-devrimine denk gelecek şekilde şişirildi. Kilometrelerce uzunluğundaki kuyrukların, ana sorumlusunun SSCB’nin kendi özellikleri değil, Perestroykanın son dönemindeki SSCB’nin ürünü olduğu sonradan anlaşıldı.

Yani, yaşanan başarısızlıklar ve planlı ulusal ekonominin ortadan kalkmasının nedenleri merkezileşmenin yaygınlaştığı dönemde değil, tam aksine asıl ilkelerin terk edildiği ve piyasa unsurlarının sosyalist ekonomiye sokuşturulduğu dönemde yatmaktadır.

Planlı ekonomiye vurulan nihai darbe Kooperatif Mülkiyeti Kanunu olacaktı.

7. Sonuç

Şu anda insanoğlu olarak yeni başkaldırıların eşiğindeyiz. Üretici güçlerle modern kapitalist sistemin üretim ilişkileri arasındaki çelişkiler çok yakında ve kaçınılmaz şekilde dayanma noktasını aşacak ve bu durum sınıf mücadelesinin yükselmesine yol açacak.

Burjuva ideologlarının bel bağladığı teknolojik gelişim dahi bu çelişkileri gidermedi aksine son derece keskinleşmesine neden oldu. Üç boyutlu yazıcılar, internet, gelişmiş robotlar gibi tüm o ileri olanaklara rağmen kapitalizmde üretici güçlerin durumu, işçilerin giderek yoksullaşması, aşırı sömürüye maruz bırakılan, gaddar sermaye diktatörlüğünün hüküm sürdüğü üçüncü dünya ülkelerinin tüm üretimlerinin gasp edilmesi gibi nedenlerle giderek kötüleşiyor.

Uluslararası komünizmin kurulması, tüm insanoğlunun refaha kavuşması ancak ve ancak planlı bir ekonomiyle mümkündür.

Takipte kalın!