Neden Yoksulluk Var?

Neden yaşamak için her geçen gün daha fazla para gerekiyor? Neden bizde zenginler gibi yaşayamıyoruz?

İnsanlığın %80’inden fazlası günde 10 dolardan az bir gelirle yaşarken, dünyanın en zengin 26 kişisinin serveti 3 milyar insanın toplam servetine eşit.
İyi de biz neden bu kadar yoksuluz? Neden yaşamak için her geçen gün daha fazla para gerekiyor? Neden bizde zenginler gibi yaşayamıyoruz?

Her halde hemen herkes kendine bu soruları sormuştur. İşçi sınıfından biriyseniz bu sorularınıza muhtemelen şöyle yanıtlar almış olabilirsiniz: “daha çok çalış”, “kalifikasyonlarını geliştir” ya da “ancak girişimci olur, kendin bir şirket kurarsan güzel para kazanırsın”.
Peki bu yanıtlar doğru mu? Sorunun kökeninde aslında ne var? İnsanların yoksulluk denilen şeyin adını bile unutmaları için ne yapmak lazım?

İlk yanıtı herkes duymuştur herhalde: Yoksulsun çünkü yeterince çalışmıyorsun.
Televizyonda, İnternetin hemen her köşesinde, patronunuz, hatta belki arkadaşlarınızdan bu cümleyi duymuşsunuzdur. Bu hem basit hem de inanılması mümkün olmayan bir cümledir çünkü hepimiz yılın 12 ayı durmaksızın haftada 6 – 7 gün, günde 10-12 saat çalışan insanlarız. Ama kazandığımız bir türlü yetmiyor. Patronlar bize üç kuruş maaş verirken kendileri lüks arabalara biniyor. Patronların işçinin üç kuruşluk maaşından şu ya da bu sebeple kesinti yaptığı da sık görülen bir durum. Bu durum Amerika’da ve dünyanın geri kalanında hep aynı şekilde yaşanıyor ve kimse de bu aleni hırsızlığı kolay kolay gidip mahkemeye vermiyor!

Patronlardan maaşa zam istediğinizde genellikle şu yanıtı alırsınız: “Maaşına zam mı istiyorsun? Kendini geliştir, yeni beceriler öğren”
Söylemesi kolay tabi. Ama bir işçi için kendini geliştirecek, niteliklerini arttıracak zaman bulmak son derece güç Gidip özel kurslara kaydolmak, tabii bunun için de onların ücretlerini ödemek gerekir. Ama asgari ücretle çalışan bir işçi en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamazken kendini geliştirmeye nasıl para ayırabilir? Bu tabi ki patronun zerre umurunda değildir. Aklına bile gelmez!

Kapitalistlerin en temel motivasyonu nedir? Kâr. İlle de kâr, yine de kâr. Bunun bir abartı olduğunu, böyle gözü kâr hırsı bürümüş tiplerin yalnız filmlerde olduğunu mu sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz. Patronlar için çalışanlarına ödedikleri her kuruş ücret bir masraf kalemidir ve her fırsatını bulduklarında bu masrafı olabilecek en düşük tutara indirmeye çalışırlar. Basit mantıkla bakıldığında bile işçinin maaşı ne kadar düşükse patronun kârının o kadar yükseleceği açıktır.

Peki o zaman yoksulluğun sebebi nedir?
Sebep basitçe şu an içinde yaşadığımız kapitalizmdir. Bizler, hepimiz şu an küçük bir azınlığın zengin olduğu, buna karşılık milyarlarca insanlın yoksulluk içinde bulunduğu bir düzende yaşıyoruz.

Kapitalizm tüm üretim araçlarının sermaye sahiplerine, yani kapitalistlere ait olduğu bir toplumsal sistemdir. Bu sermayedarlar kâr elde etmek amacıyla maaşlı işçilerin emeklerini sömürür.

Üretim araçları toprak, orman, su, tarım arazileri, ham maddeler, üretim alet ve makinaları, fabrikalar, iletişim ve ulaşım araçları gibi şeylerdir.

Üretim araçlarının sahipleri – yani kapitalistler – işçinin satabileceği tek şeyi, yani işçinin emek gücünü satın alır. Ancak işçi kendi emek gücünü satacağı ücreti belirleyemez. Sermayedar emek gücünü ne kadara alacağını (yani işçinin maaşını) kendi belirler.

Patronun ödediği maaşın işçinin emeğinin tüm karşılığı olduğu bir yalandır. Hayır. Patron emek gücünün karşılığının yalnızca bir kısmını öder ve kalan kısmı, yani artı değer, kapitalistin cebine kalır. İşte tam da bu yüzden patron o kadar zenginken bizler yoksul kalırız. Sermayedarın tüm serveti işçilerden çaldıklarından oluşur.
Emek gücünün eşsiz bir özelliği vardır. Alınıp satılan diğer tüm metaların fiyatı daima artarken, emek ücreti, kural olarak daima azalır.
Diğer yandan maaşımıza zam yapılması emeğimizin fiyatının arttığı anlamına gelmiyor. Yani nihayetinde elinize geçen nominal maaştır. Nominal maaş işçilerin emek güçlerini patrona satmak karşılığında elde ettikleri tutardır. Ancak bir işçinin gerçek maaşı geçinebilmeyle yani maaşıyla aslî ihtiyaçlarını giderip giderememesi, ne kadar mal ve hizmet satın alabildiğiyle hesaplanır. Tüm ürünlerin ve elektrik, su gibi hizmetlerin fiyatlarının sürekli artması ve başka bir çok neden, nominal maaşın artmasını boşa çıkarır.

Peki zengin olmak için kendi işimizin sahibi olsak olur mu?
Kısacası, olmaz. Kapitalizm o şekilde çalışmaz. Kapitalizmin yasaları tamamen rekabete dayanır: Başarılı bir sermayedar rakiplerini piyasa dışına iterek fakirleşmelerine ve proleterya haline gelmelerine sebep olur. Bugün ABD’de 116 dolar milyarderi ve 14.814.453 dolar milyoneri bulunmaktadır. Bunlar yeni bir sermayedarın gelip rekabete katılmasına tolerans göstermez. “Sınıf arkadaşlarını” mahvederek kendilerini daha da zengin kılmanın yollarını düşünür dururlar. Bir işçinin gelebileceği en yüksek nokta “küçük mülk sahipliğidir”.
Bu nedenle kapitalizmde bir işçinin yalnızca iki seçeneği vardır: yoksulluk ya da yoksulluk. Kapitalizm işçilere bundan başka hiçbir şey vaat etmez.

Bu durumu değiştirmek için ne yapmamız gerekiyor?
Yanıtı basit: Birleşeceğiz. Bağımsız sendikalarda birleşen işçi sınıfı mesai saatlerinin düşürülmesi ve ücretlerin yükseltilmesi için mücadele ediyor. Ancak işçi sınıfı yalnızca ekonomik mücadeleyle özgürlüğüne kavuşamaz çünkü ekonomik mücadele sorunları yaratan gerçek kaynağı ortadan kaldırmaz.
Yoksulluğun kökü, sürekli ve kaçınılmaz krizleriyle kapitalizm düzenindedir. Kapitalizmin çelişkilerinin şiddetlenmesi, sermayenin işçilere karşı açık şekilde saldırmaya başlamasına neden olur.
İşçi sınıfının üzerindeki ekonomik ve siyasi baskılar yalnızca kapitalist üretim tarzının devrimci siyasi mücadeleyle yıkılması yoluyla ortadan kaldırılabilir. İşçilerin bir sınıf olarak örgütlenebilmesi için kendi sınıfının öncüsü olan bir komünist partide birleşmesi gerekir. Peki bir komünist parti örgütlemek için ne gerekir? Marksist Leninist kuramı çalışmak, diğer insanları mücadeleye çağırarak örgütlemek.
Proleterya yalnızca bu şekilde sermayeye ve ortaklarına karşı direnebilir, gelecek sınıf savaşlarına hazırlanabilir ve tarihi geçmiş kapitalist düzenin yerine sosyalizmi getirebilir.
İşçi sınıfı iktidarı ancak bu şekilde mümkün olur. Üretim araçları ancak sosyalizmde topluma ait olur. Eskiden sermayedarlara peşkeş çekilen tüm mülkler ancak o zaman toplumun bütününe ait oluır ve işçilerin emeği bir meta olmaktan ancak o zaman kurtulur.

Sosyalizmde insan emeği yalnızca hayatta kalmak için satılması zorunlu olan bir meta değil, tüm bireylerin refahını ve kapsamlı gelişimini sağlamak amacıyla hareket eden sosyalist topluma bir katkıdır. İşçiler yoksulluğu ancak ve yalnızca böyle ortadan kaldırabilir. Bunun başka yolu yoktur.