İşçi sınıfı mücadele ederse ne olur, etmezse ne olur?

Lenin İçin Üç Şarkı (1934) – Dziga Vertov
Yarın 1 Mayıs; işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü. Bu vesileyle işçi sınıfının birlik olup, dayanışıp, mücadele ettiğinde neler elde edebildiğini gösteren bir eseri ele almak istiyorum. Yazının sonunda ise, bunları yapmadığında ne hale geldiğini gösteren bir başka film önereceğim.
Sovyetler Birliği’nin yetiştirdiği önde gelen yönetmenlerden Dziga Vertov, etkisi günümüzde dahi devam eden; sinemaya getirdiği yaklaşım ile ekoller tetiklemiş, çok önemli bir sanatçıdır. Vertov, sinemanın en önemli unsurunun montaj olduğunu; doğru montajla filmin gerçekliği, çıplak gözün göremeyeceği biçimde yansıtabileceğini savunuyordu. Vertov’un bu bakışı belgesel sinema alanında benzersiz eserler üretmesini sağladı. Bunların en gelişkinlerinden biri olan Lenin İçin Üç Şarkı, Sovyetler Birliği’nin insanlık adına ne denli önemli bir kazanım olduğunu anlatıyor ve bu kazanımda Lenin’in önderliğinin önemini vurguluyordu.

Dziga Vertov

Şarkılardan kanımca en çarpıcı olan ilki “Yüzüm Karanlık Bir Hapisteydi” başlığını taşır. Vertov’un “karanlık hapis” olarak betimlediği şey, Türkistan kadınlarının giymek zorunda oldukları burkadır. Bugün kimi solcular kadının örtünme özgürlüğünü savunadursun; Vertov sosyalizmin kadını “zincirleri olmayan bir köle olduğu bu cehalet ve karanlık”tan nasıl kurtardığını anlatır. Üstelik bu öykü, hiç de ülkemizdeki komünizm düşmanı İslamcıların anlattığı zorbalık masallarına benzememektedir. Gerçekte kimse kadınlara başlarını zorla açtırmamış; gericileri çok daha öfkelendirecek şeyler olmuştur. Vertov’ın kamerasından parçalar halinde Türkistan kadınının kurtuluşunu görürüz. Kadınlar bir yanda okuma yazma öğrenir ve Lenin’in yazdıklarını okuyup tartışırken, diğer yanda üretime katılmaya başlarlar; üstelik eskiden olduğu gibi erkeklerin tenezzül etmediği ırgatlık işlerini yaparak değil, Türkistan Çarlık boyunduruğu altındayken bir tane bile olmayan traktörleri süren şoförler olarak. Sosyalizm Türkistan kadınının yüzünü karanlık hapisten böyle kurtarır; onu devrim saflarına katarak ve kendi ülkesini aydınlatacak öncü güç olmasını sağlayarak.

“Onu Sevdik” başlıklı ikinci bölümde Lenin’in cenazesini ve halkın onu nasıl severek uğurladığını görürüz. “Büyük, Taştan Bir Kentte” isimli üçüncü bölüm ise, Lenin’in ölümünün üzerinden geçen on yılda Sovyetler Birliği’nin ne denli ilerlediğini anlatır. Parçalı görüntüler ve kısa röportajlarla kolektif çiftliklerin kuruluşunu, ülkenin nasıl elektriğe kavuştuğunu, Kuzey Buz Denizi’nde yol açan buzkıran gemilerini, ülkeyi ısıtan ve fabrikaların çalışmasını sağlayan kömür madenlerini görürüz. Bir kolektif çiftliğin yönetiminde olan yaşlı bir kadının söyledikleri özellikle manidardır: “Bolşevikler ilerlememiz gerektiğini söylüyor: ama en iyi yol nedir, onu bulmamız lazım.” Parti doğrultu göstermekte, ilerlemeyi dünyada ilk defa kendi anayurtlarına sahip olmuş işçiler, en iyi yolun ne olduğunu bizzat düşünerek ve bularak gerçekleştirmektedir.


Lenin İçin Üç Şarkı, işçi sınıfının birlik olup, dayanışıp, mücadele ettiğinde nasıl kapitalistleri alt edip kendisine bir anayurt kurabileceğini, bu anayurdu nasıl ilerletip geliştirebileceğini, cehaleti, yoksulluğu, kadının ezilmişliğini nasıl ortadan kaldırabileceğini anlatır. İşçi sınıfı bunları yapmadığı, birlik olmadığı ve mücadele etmediğinde (bilhassa kadın olanların) başına neler geleceğini ise, geçtiğimiz Cuma günü gösterime girmiş olan Zerre filmi anlatıyor. Önerim 1 Mayıs öncesi Vertov’u izlememiz, mitingden sonra da Zerre’yi izleyip, yapacak ne kadar çok işimiz olduğunu bir kez daha düşünmemizdir.