Komünistler Rusya’yı Nasıl Kurtardı?

"Kışlık Saraya Saldırı" Vladimir Serov. (SSCB, 1938)

Giriş

20. Yüzyılın başında Rusya yok oluşun eşiğine gelmişti. Ülkede yaşamın her alanı sanayideki durgunluk, uzun ve kanlı bir savaş ve abluka tarafından bütünüyle felç edilmişti.

1918 yazının sonuna gelindiğinde ülke topraklarının dörtte üçü yabancı güçler ile Beyaz Ordu kuvvetlerinin hakimiyetindeydi. Rusya toprakları 14 yabancı devletin gönderdiği yüz binlerce askerin işgali altındaydı. İşgalciler ve işbirlikçilerin ilerleyişi karşısındaki yegâne direniş merkezi ise Sovyet Rusya’ydı.

Bu videoda yabancıların işgalini, amaçlarını ve komünistlerin Rusya’yı hangi felaketten kurtardığını anlatacağız.

İşgalin hedef ve amaçları
Ekim Devriminin hemen ardından Sovyet iktidarı kendisini son derece zorlu bir durumun içinde buldu. Birinci Dünya Savaşı devam ediyordu. Sovyet Hükümetinin derhal barış sağlamaya yönelik girişimi, savaşın taraflarınca reddedilmişti.

Almanya liderliğindeki İttifak Devletleri’nin içinde bulunduğu zor durum sınıfsal açıdan iliklerine kadar nefret ettikleri Sovyet Cumhuriyeti’yle barış yapmak zorunda kalmalarına neden oldu. İtilaf Devletleri ise Britanyalı, Fransız ve Amerikalı kapitalistlerinin çıkarları açısından Rusya’nın savaşta kalmasını sağlamaya çalışıyordu.

Ancak Rusya’nın eski müttefiklerinin derdi askeri durum değildi. Britanya ve Fransız sermayedarları, savaştan çok daha önce Rusya İmparatorluğu ekonomisine yatırım yapmaya başlamıştı. Bankaları ve büyük ölçekli sanayiyi halk malı haline getiren Bolşevik iktidarı, bir bütün olarak kapitalizmi tehdit ediyordu.

Avrupa burjuvazisi diğer yandan da kendi ülkelerinde devrim olmasından korkuyor ve bu nedenle Rusya’da sosyalist bir devletin kurulup güçlenmesini engellemeye çalışıyordu
Aralık 1917’de İngiliz ve Fransız emperyalistleri Rusya’nın kendi etki alanlarına bölünmesi hakkında gizli bir anlaşmaya vardı. Bu plana göre Rusya İmparatorluğu’nun Don, Kuban, Kafkasya, Orta Asya ve Kuzey kesimleri Britanyalılara, Ukrayna, Kırım ve Besarabya (yani günümüzdeki Moldova) ise Fransızlara kalacaktı. Sonraları Amerika Birleşik Devletleri de bu planlara katılacak, Rusya’nın tamamen bölünüp parçalanmasını savunacaktı.

Anayurt savunması ve Kızıl Ordu’nun doğuşu
Genç Sovyet devletinin en önemli görevi emperyalist paylaşım savaşından çıkmak ve “vatan toprağının herhangi bir kısmını kimseye bırakmadan ancak başka vatanların da topraklarına el koymadan” barışı sağlamaktı.
Almanya görünüşte bu fikri destekliyordu. Ancak Sovyet delegasyonu işgal altındaki topraklardan çıkılmasını talep ettiğinde Alman emperyalistleri bu talebi reddederek bir taarruza girişti. Sovyet devleti buna karşı “Sosyalist Anayurdumuz Tehdit Altında” başlıklı bir kararname yayınlayarak İşçi ve Köylülerin Kızıl Ordusu’nu kurmaya girişti.
Genç Kızıl Ordu’nun ilk müfrezeleri, Pskov ve Narva şehirleri yakınlarında kahramanca direnerek Alman birliklerinin ilerleyişini durdurdu. Bu olayın anısına 23 Şubat Kızıl Ordu günü ilan edildi.
5 Mart 1918’de Rusya ve Almanya arasında Brest-Litovsk antlaşması imzalandı. Ülkenin yaşadığı o güç şartlara rağmen Sovyet Cumhuriyeti bu anlaşmayı imzalayarak açıkça kendi aleyhinde gelişmekte olan savaşta topyekûn bir yenilgiden kurtulmuş oldu.
Ancak Almanya Rusya’nın azılı bir düşmanı olmaya devam ediyordu. Alman emperyalistleri Baltık devletlerinde, Ukrayna’da ve Kafkaslarda halen hüküm sürüyordu ve Finlandiya’daki devrimin bastırılmasına yardım etmişlerdi. 1918 ilkbaharında Kırım’ı, Taman Yarımadasını ve Gürcistan’ı işgal ettiler. Bu sırada Beyaz Ordu elebaşı Krasnov, Don bölgesinin bağımsızlığını ilan ederek Almanlardan gıda karşılığında silah almaya başladı.
Ancak devrimin düşmanları Alman süngülerinin yardımıyla bile Sovyet iktidarının üzerine gitmeyi başaramadı. Artık İtilaf Devletlerinden destek almaya çalışıyorlardı.

İtilaf Devletlerinin ilerleyişi
Mart 1918’de Amerikan, Britanya ve Fransız birlikleri Murmansk’a çıkarma yaptı. Nisan’da Japonlar Vladivostok’u işgal etti. Mayıs ayında ise Çekoslavakya Kolordusu isyan başlatarak Trans-Sibirya Demiryolu boyunca doğuya ilerledi. Çekoslavak müfrezeleri, Beyaz Ordu birlikleriyle birlikte Penza, Sizran, Samara, Çelyabinsk, Omsk, Tomsk ve Krasnoyars şehirlerini ele geçirerek yağma ve katliamlara girişti.
İtilaf Devletlerinin yardımıyla işgal edilen bölgelerde Bolşevik düşmanı hükümetler ilan edilmeye başlandı. Burjuvaziyi toprak ağalığı düzeniyle birlikte restore eden bu hükümetler kendi ordularını da kurdular ve Sovyet yanlısı halka karşı topyekûn zulme başladı.
Yabancı devletlerin doğrudan müdahalesi nedeniyle Rusya’da bir İç Savaş başladı. Ülke topraklarının büyük çoğunluğu işgalcilerin ve işbirlikçilerinin eline düştü. Orduya üretim yapan 5.500 işletmeden 3.500’ü düşman eline geçmişti.
Parti Merkez Komitesi ve Halk Komiserleri Konseyi, Lenin öncülüğünde bir muharebe programı geliştirerek Sosyalist Anavatanı savunmak üzere tüm güç ve imkanları seferber etti. Artık ülkenin tamamı bir ordugâh haline gelmişti.
Yüzbinlerce işçi ve köylü gönüllü olarak Kızıl Ordu’ya yazıldı. Bolşevik Parti üyelerinin yarısı ise çoktan cepheye varmıştı. Gönüllü askerlikten düzenli askerliğe geçişle birlikte Kızıl Ordu’nun mevcudu kısa sürede bir milyona ulaşmıştı.
Tüm bu mücadele sayesinde ilk başarı kazanılmıştı: Bir Alman uşağı ve Don ordusu komutanı olan Ataman Krasnov, Çaritsin’den atılarak Don nehrinin gerisine sürülmüştü. Kazan, Simbirsk ve Samara’dan defedilen Beyaz Ordu ve işgalciler Urallara kadar çekilmişti.
Sovyet Cumhuriyeti için durum Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesiyle değişmişti. Sovyet hükümeti, adeta bir yağma anlaşması olan Brest anlaşmasını geçersiz ilan ederek Ukrayna, Beyaz Rusya ve Baltık ülkelerinin kurtuluşu için orduyu harekete geçirdi.

Ancak Almanya’nın yenilgisi uluslararası arenada durumu son derece karışık hale getirmişti. Lenin 8 Kasım 1918’de gerçekleştirilen 6. Tüm Rusya Sovyetleri Kongresinde bu durumu şöyle tanımlıyordu: «…bugüne değin karşılaştığımız tüm tehlikelerden daha büyük bir tehdit altındayız. Emperyalistler kendi aralarında kavga ediyorlardı ama artık İngiliz-Fransız-Amerikan ittifakı diğeri karşısında galip geldi ve bu ittifak Bolşevizm’i ortadan kaldırıp Bolşevizm’in vatanını, Sovyet Rusya Cumhuriyeti’ni boğmayı birinci görev olarak görüyor.» (Lenin, Uluslararası Durum Hakkında Konuşma, 8 Kasım).

Batı’da kolları tamamen serbest kalan İtilaf Devletleri artık Rusya’ya daha fazla asker gönderebilir duruma gelmişti. Böylelikle işgalciler artık Alman değil Amerikalı, Fransız, İtalyan, Polonyalı, Britanyalı birlikler ile bunların sömürgelerinden getirtilen askerlerden oluşuyordu. Donanmalarını Karadeniz ve Baltık Denizi’ne konuşlandırmışlardı. Sovyet Cumhuriyeti neredeyse her yönden kuşatılmıştı.

İşgal birlikleri doğu, güney ve kuzey-batı yönlerinden saldırıp, ülke içindeki karşı-devrimci mahfilleri bir araya getirerek Sovyet Rusya’yı ortadan kaldırmayı hedefliyordu.
İtilaf Devletlerinin en büyük umudu Amiral Aleksandr Kolçak’dı. ABD 1918 sonunda Amiral Kolçak’ın emrine tek başına 200 binden fazla tüfek, otomatik silah, top ve mühimmat temin etmişti. 1919 yılının ilk yarısında ise 250 bin tüfek, birkaç bin otomatik silah ve birkaç yüz bin top daha verdi.

Kolçak’ın emrindeki 300.000 kişilik ordu Urallardan Moskova’ya yürüyordu. Arkalarında ise 100.000 kişiyi aşkın Britanya, Fransız, Amerikan, Japon ve Çekoslovak birlikleri bulunuyordu.
1919 İlkbaharında Kolçak’ın ordusu neredeyse Volga ırmağına varmıştı. Beyaz Ordunun bu ilerleyişi karşısında Bolşeviklerin en seçkin kuvvetleri görevlendirilmişti. Kızıl Ordu, Kolçak’ın birliklerine karşı bir dizi zafer kazanarak Urallar’ı ve Sibirya’yı Beyaz Ordu’dan kurtardı. Bu bölgelerde, Beyazlar’ın varlığına rağmen giderek güçlenen partizan hareketi Kızıl Ordu’ya destek vermişti.  Ancak işgalciler batıdan ve güneyden eşgüdümlü bir saldırı düzenlemeye hazırlanıyordu.
General Nikolay Yudeniç’e, Petrograd’a bir saldırı düzenleyerek Kızıl Ordu’nun dikkatini dağıtma görevi verilmişti. İşgalciler Petrograd çevresindeki istihkamlarda ve şehrin içinde ayaklanmalar çıkartmayı planlamıştı. Ancak isyan girişimleri işçi ve denizcilerin elbirliğiyle bastırıldı, bölge beyazlardan kurtarıldı ve bu sırada Petrograd kumpası açığa çıkarılarak Yudeniç Estonya’ya kadar püskürtüldü.
Güneyden taarruz eden General Anton Denikin de yabancıların silah, üniforma ve mühimmat desteğinden kendi payına düşeni alıyordu. Denikin’in taarruzunun ana hedefi Moskova’ydı. 1919 kışında yaşanan şiddetli muharebelerde Kızıl Ordu Beyazları hezimete uğratarak, geldikleri yere, ta Kırıma kadar püskürttü.

İşgalcilerin kendi aralarında huzursuzluk başlıyor
Ancak bu sıralarda işgal ordularında huzursuzluk baş göstermeye başladı. Yıllar süren savaş ve zorluklardan bıkan askerler Kızıl Orduya karşı savaşmakta gönülsüzdü. Savaş karşıtı gösteri ve başkaldırılar görülmeye başlanmıştı.
Şubat 1919 başlarında Murmansk’taki Britanya askerleri kendi mühimmat depolarını ateşe vermiş, Mart sonunda ise Amerikan bir piyade müfrezesi Arkhangelsk’ten cepheye yürüme emrine itaat etmemişti. Baharda Odesa’daki Fransız bahriyelileri Andre Marty [Andre Marti] liderliğinde kazan kaldırmıştı.
İtilaf devletlerinin uyguladığı büyük sansüre rağmen, askerler arasındaki devrimci hareketlerin haberi bu ülkelerin halklarına ulaşmıştı. Savaştan yılan halklar işgale karşı yoğun protestolar düzenlemeye başladı.
Hoşnutsuzluk merkez ülkelerin kapılarına dayanmıştı: Fransız, Alman ve İtalyan işçileri Beyaz Orduya gidecek silah ve mühimmatı gemilere yüklemeyi reddediyor, İngiliz halkı ülkenin her yerinde “Rusya’dan Elini Çek” sloganının sesini yükseltiyordu. Sovyet Cumhuriyeti’yle dayanışma için düzenlenen eylemlere 8 milyonu aşkın insan katıldı.

İtilaf Devletlerinin yeni seferi ve işgalcilerin yenilgisi
Kolçak ve Denikin’in yenilgilerinden sonraki barış dönemi kısa sürdü. Emperyalistler Sovyet Rusya’ya karşı yeni bir harekata giriştiler.
İtilaf Devletleri Polonyalı askerler ile Beyaz Ordunun Kırımda kalan birliklerini ve ayrıca Ukrayna’daki Simon Petliura liderliğindeki çeteleri savaşa sürdü. 25 Nisan 1920’de Polonya kuvvetleri taarruzu başlattı.
Düşman kuvvetleri sayıca Batı ve Güneybatıdaki Kızıl Ordu birliklerin üç katından fazlaydı. Bu birlikler geri çekilerek Kiev’i terk etmek zorunda kaldı. Sovyet Cumhuriyeti, güçlerini tekrar seferber ederek işgalcileri tekrar püskürtmek göreviyle karşı karşıyaydı.
Bu sırada Kırım’daki Beyaz Ordu birlikleri de tekrar hareketlenmeye başladı. Büyük Britanya Karadeniz’deki üssü Kırım’a dönmeyi umuyordu. Ayrıca Fransa da İngiltere’yle birlikte General Pyotr Wrangel’e destek veriyordu.
Wrangel, askeri desteğin devamını sağlamak için Rusya’nın bağımsızlığını ortadan kaldırarak tamamen boyunduruk altına girmesine neden olacak bir anlaşma imzaladı.
Örneğin bu anlaşmaya göre, Rusya, Fransa’ya 35 yıl boyunca tüm borçlarını ödemek üzere bütün petrol ve akaryakıt üretiminin üçte birini ve ayrıca Donetsk bölgesindeki toplam kömür üretiminin dörtte birini vermek zorunda kalacaktı.
İtilaf devletleri Wrangel ile Polonya’yı bir araya getirmeye, birlikte harekâta girişmelerini sağlamaya çalıştı, ancak bunların kendi aralarındaki anlaşmazlıklara tosladı.
Bu sırada Sovyet Cumhuriyeti batı ve güneybatı yönünde stratejik bir karşı saldırı başlatarak emperyalistlerin paniklemesine neden oldu.
Fransa Polonya ordusuna sağladığı askeri desteği arttırsa da savaş ve kendi içindeki sınıf çatışmasından hırpalanmış olan Polonya’nın Sovyet Rusya’yla barışmaktan başka çaresi yoktu.
Polonya’nın saldırganlığının son bulmasıyla Kızıl Ordu kuvvetlerin ana gövdesi son Beyaz Ordu birliklerinin bertaraf edilmesine yönelebildi.
Wrangel yenildiğinde, karşı-devrimci ve emperyalist saldırganlığa karşı bütün yurtta yürütülen silahlı mücadele de başarıya ulaşmış oldu.
Ama, askeri çatışmalar artık temel sorun olmasalar da Transkafkasya, Orta Asya ve Uzakdoğu’da hâlâ karşı-devrimci odaklar vardı.
Beyaz Ordu güruhu ve işgalcilere karşı mücadele 1922’ye kadar uzadı. Kızıl Ordu Sibirya üzerine yürümeye başladığında Britanya ve Fransa birlikleri derhal ayrılıyorsa bu defa da 100.000 kişilik Japon ordusu Uzakdoğu’da olabildiğince çok kaynağı ele geçirmeye çalışıyordu.
Transbaykal’da Beyaz Ordu’dan Baron Ungern’in, Voloçayev ve Primorksi’de de diğer Beyaz Ordu unsurlarının yenilmesi, Japonya’yı işgal birliklerini geri çekmek zorunda bıraktı.

Sonuçlar

Stalin bu tarihi dönemi şöyle tarif ediyor:
«Emperyalistler Denikin, Kolçak, Yudeniç ve Wrangel’in Rusya’da devrime karşı giriştikleri hareketleri basit bir “iç mücadele” olarak tanımlama eğilimindeler. Ama bizler, hepimiz – ve aynı zamanda bütün dünya – çok iyi biliyoruz ki bu karşı devrimci Rus generallerin arkasında Britanya, Amerika, Fransa ve Japonya emperyalizmi duruyordu. Emperyalistlerin destekleri olmasa Rusya’da bir iç savaş çıkması mümkün değildi.» Stalin, “Çin’de Devrim İhtimali”.

Özetlenecek olursa, Rusya, bağımsızlığını bütünüyle yitirme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Karşı devrim bu amaç için her şeye sahipti: gıda üretim havzalarının kontrolü, dünyanın önde gelen güçlerinin desteği, sayıca üstün ordular, deneyimli komutanlar ve modern silahlar gibi olanakların hepsi önlerine serilmişti.

İngiltere, Fransa, Japonya ve Amerika gibi emperyalist ülkeler eski Rus İmparatorluğu topraklarını kendi aralarında paylaşmaya hazırlandılar: Beyaz Orduyla yaptıkları anlaşmalar, kazanmaları halinde Rusya’nın basit bir sömürgeye dönüştürüleceği hususunda hiçbir şüpheye yer bırakmıyor.

Kapitalistlerin tekerine ancak ve yalnızca Sovyet iktidarı ve Bolşevik Parti çomak sokabilmişti. Bu başarıyı, işçi sınıfının çıkarlarını savunmaları sayesinde işçi sınıfının büyük çoğunluğunun desteğine sahip olmalarıyla elde edebildiler.

Sovyet Rusya, bir yandan savaş sonrası ekonomik hayatı yeniden inşa ederken diğer yandan Kızıl Orduyu kurarak uluslararası sermayeye karşı eşi benzeri görülmemiş bir kavga verdi ve emperyalizme karşı özverili mücadelenin en üstün örneğini dünyanın bütün işçilerine gösterdi.

Dip not: Sovyet Rusya emekçileri, sömürgeleşme ve köleliğe karşı, anayurtlarını büyük bedeller ödedikleri savaşlarla savundu.
Yabancı müdahalesi ve savaş devasa bir yıkım getirdi; ekonomik zararın yaklaşık 50 milyar altın rubleye eşdeğer olduğu tahmin edilmektedir.
Savaşta 1 milyonu İşçi ve Köylülerin Kızıl Ordusu askerleri olmak üzere yaklaşık 8 milyon insan hayatını kaybetti.