Kapitalizmi Neden Yıkmalısınız?

Nereye bakarsak bakalım, her yerde, insanlığın derhal çözebileceği ama kapitalizmin çözülmesini istemediği sorunlarla karşılaşıyoruz. Kapitalizm muazzam bir servet yarattı ve insanları da bu servetin kölesi haline getirdi. Kapitalizm, bir yandan en karmaşık teknolojik sorunların üstesinden gelirken öbür yandan da bir avuç milyonerin açgözlülüğünün milyonları yoksulluğa ve eğitimsizliğe mahkûm etmesi yüzünden bu teknolojik gelişimlerin hayata geçmesine engel olmaktadır. Modern toplumu her yönden sarmış olan sorunlar bize çözümsüzmüş gibi görünüyor. Ancak gerçekte üretici güçlerimiz ile insanlığın bilgi birikimi karşısında bu sorunların hiçbirinin çözülmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. İnsanlık sahip olduğu bütün küresel problemlerini çözebilir. Esas sorun, sorunları çözmek istemeyen kapitalizmdir. Bu videoda size kapitalizmin neden yok edilmesi ve yerine de neden daha ileri bir toplumsal düzen geçirilmesi gerektiğini gösteren 5 nedenden bahsedeceğiz.

1. Eşitsizlik Kapitalizm, toplumun mutlak çoğunluğunun yaşamını yoksulluk, baskı ve birbirlerine karşı düşmanlık içinde tutmaktadır. Ucu bucağı olmayan işsizler ordusu, işçi ücretlerini düşürerek kapitalistlerin kâr oranını arttırmaktadır. Bu gezegende neredeyse 3 milyar insan günlük 2 dolardan az kazanarak hayatta kalma mücadelesi vermekte, 1,5 milyar insan ise aşırı yoksulluk içinde çırpınıp durmaktadır. Öte yandan dünyadaki en zengin 8 kişinin serveti insanlığın yarısının mal varlığına denktir. İşçiler arasındaki düşmanlık halkı çeşitli biçimlerde böler ve her türlüsünden ayrımcılığa yol açar. Sömürülen çoğunluk “tembel” olmakla etiketlenmiş ve ikinci sınıf insan olarak sınıflandırılmıştır. Kapitalist düzende kimi işçilerin yaşamlarının iyileşmesi, öteki işçilerin yaşamlarında aynı ölçüde kötüleşme anlamına gelmektedir. Özellikle merkez kapitalist ülkelerinde işçi aristokrasisinin ve küçük burjuvazinin iyi yaşam standartları, hem bu merkeze bağımlı ülkelerin aşırı sömürülmesine hem de o ülkelerdeki işçi sınıfının ekonomik ve ahlaki olarak ezilmesine dayanmaktadır. Bu toplum karşıtı sistem ancak sermayenin büyümesinin ve varlığının sebebi olan maddi kâr arzusunu yok ederek değiştirilebilir.

2. Savaşlar Emperyalist çağda, dünya üzerinde piyasa ilişkilerinden etkilenmeyen tek bir yer dahi kalmamıştır. En büyük kapitalist tekeller dünyanın bütün kıtalarına ve ülkelerine yerleşmiştir. Bu nedenle piyasanın emperyalistler arasında yeniden paylaşımı kaçınılmaz hale gelir. Burjuvazi farklı ülke ve bölgelerin proletaryasının arasına fitne sokar, onları savaşa ve felaketlere sürükler. Proletaryanın kanı ve gözyaşı, yerel emeğin maliyetini azaltarak burjuvaziyi sevindirir. Emperyalist çağda savaş, olabilecek en yüksek kârı elde ederek ekonomik durgunluktan ve aşırı üretim krizinden kurtulmak için tek fırsat haline gelir. Savaş, üretim araçlarının ve işgücünün bir bölümünü yok edilmesinin yanında rakip kapitalist grupların da yok edilmesini sağlayarak sermayeyi yeniler ve canlandırır. İnsanlık, tek amacı düşen kâr oranlarını canlandırmak ve küçük bir para babası grubunun elindeki serveti korumak olan iki dünya savaşından sağ çıkmıştır. Bu savaşlarda milyonlarca işçi öldürüldü ve geri kalanlarının yaşamı ise katıksız bir cehenneme dönüştü. Aynı amaç uğruna, kitle imha silahları sayesinde dünyadaki yaşam neredeyse yok edilecekti. Günümüzde her 3 ülkeden 1’i savaştadır. Tam da şu anda, dünya, kapitalistler tarafından organize edilen veya etkin bir biçimde desteklenen toplam 30 sıcak anlaşmazlık veya savaş nedeniyle alev alev yanıyor. Dünyanın yeniden dağıtımı için ortaya çıkacak bir dünya savaşıyla insanlığın intihar etmesi an meselesidir. Ve acı gerçek şu ki, kapitalizm yok edilinceye kadar savaş ortadan kalkmayacak.

3. Yozlaşma İnsanların kişisel potansiyellerini gerçekleştirmesi ve yaratıcılıklarını ortaya çıkarması yerine, piyasa günümüzde çalışan nüfusun çoğunluğunu, özel mülkiyetin sahiplerinin cebine kâr girsin diye saçma sapan mekanik işlere zorlamaktadır. Kapitalist toplum, insanın kendi emeğiyle ürettiği şeye yabancılaştığı toplumdur. Bunun sonucu olarak, modern toplumdaki bir insan, kültürel ve politik yaşama da yabancılaşır. Devasa şirketler sizin yerinize düşünmektedir. İşçinin üreteceği şeyler işçiyi sömüren tarafından sahiplenildiğinde, işçi ürettiği şeyi neden ürettiğini bilmemektedir. Böyle olunca doğaldır ki işçi işine olan ilgisini kaybeder, bu işin artık yaratıcı bir yönü yoktur, bir dizi mekanik işlevin yerine getirildiği bir rutin halini alır. Bu nedenle de piyasa toplumundaki kişi emeğini çalışarak harcamaktan kaçınmaktadır, çünkü yabancılaşmış emek işçi için bir cezalandırma olduğu bellidir ve bunun tam tersi olarak çalışmamak, eylemsizlik ve edilgen tüketim de bir ödül haline gelir. Yabancılaşmış insan yaratıcı bir şekilde gelişmeyi bırakır, yani yozlaşır. Sermaye bu yozlaşma eğilimini, kişisel tüketimin toplumsal üretimle hiçbir bağlantısının bulunmadığı bir yaşam biçiminin propagandasından ibaret olan ilkel kitle kültürü ve meta fetişizmiyle desteklemektedir. Kalitesiz eğitim ve düşük seviyeli kitle kültürü halkın bilimsel ve kültürel bilgiye erişimini engellemektedir. Bu durum eğitim, kültür ve bilimsel okuryazarlıkta genel bir düşüşle sonuçlanır. Gelişen tek şey ise gerçeklikten uzak bir dincilik, gönüllü cahillik ve sahte bilimdir. Bütün bu anlatılanlar gizli ve sinsi komplolar yüzünden değil, kapitalist üretim biçiminin doğası gereği ortaya çıkmaktadır. Hak iddiasının düşük bir düzeyde seyretmesi halkın zihnine işleyerek onu eleştirel düşünme kabiliyetinden yoksun olan ideal bir tüketici haline getirir.

4. Verimsizlik Bilim ve teknolojinin çağdaş gelişimi, insanlığın ulaşabildiği en yüksek üretim kapasitesiyle harikalar yaratacak potansiyele sahiptir. Milyonlarca insan sanayi kuruluşlarında, bilim enstitülerinde ve tarımsal işletmelerde oraların iş gücünü oluşturmalarıyla aslında ortak bir paydada buluşmaktadır. Ancak bu iş gücünün özel mülkiyet tarafından sahiplenilmesi aynı işgücünü akılcı biçimde kullanılmasını olanaksız kılmaktadır. Vasıflı işçiler, mühendisler ve bilim insanları, insanların gerçek ihtiyaçlarını karşılamak için değil, kapitalistlerin geçici istekleri ve piyasanın rastgele bir şekilde oluşmuş gereksinimlerini karşılamak için üretmeye zorlanmaktadırlar. Bu tip bir çalışma biçimi, kapitalistlerin kısa vadeli kâr isteğiyle şekillendiği için planlı ve verimli bir örgütlenmeden yoksundur. İş gücü verimliliği bütün insanlığın en azından temel ihtiyaçlarını karşılayacak seviyeye ulaşmıştır ancak kapitalist üretim biçimi bunun olmasına izin vermemektedir. Sermayenin bütün insanlığın temel ihtiyaçlarını karşılamak gibi bir görevi yoktur, böyle bir görevi de yerine getiremez. Sermayenin varoluş amacı büyümektir, halkın çoğunluğunun yaşamı ve refahıyla ilgisi yoktur. Dahası, sermaye kendi büyümesi için insanlığın ihtiyaç duyduğu şeyleri üretmemek gibi bir eğilimi desteklemektedir. Satılamayan ürünler piyasada kârlılığın düşmesini engellemek için imha edilmektedir. Tekellerin kârını zayıflatan teknolojilerin patentleri kapitalistler tarafından satın alınır ve kilit altına alınır. Bu sayede rakip kapitalistler bu teknolojileri kullanamazlar. En önemli teknolojik ve bilimsel sektörler risk derecesinin yüksek ve kâr oranının düşük olmasından ötürü gelişimden mahrum kalır. Buna karşın en kısa sürede kâr ettiren ürün ve hizmetlerin bulundukları sektörler gelişirler. Toplum için hayati olan her şey şirketler tarafından riskli ve kâr getirmiyor olarak görülür. Finans sektörü küresel kapitalist sistemi korumak için inanılmaz boyutlarda şişirilmektedir. Kapitalist piyasa toplumu sadece üretici güçlerin gelişimini kösteklemekle kalmaz aynı zamanda da onları yok eder. Bu sistemin güdüklüklerinin üstesinden gelmenin ve bilim, teknoloji ve ulusal ekonominin zirveye tırmanacak düzeye ulaşmasını sağlamanın tek yolu, toplumsal iş bölümünü tüketimin toplumsal karakterine bağlayan kapitalist üretimin temelini yıkmaktır.

5. Sömürü Kapitalizm bir sömürü toplumudur. Kapitalizm insanların eşitsizliğine, bir sınıfın başkalarının emeğine el koyma hakkına ve meşrulaştırılmış zulme dayanan bir sistemdir. Kapitalist sömürünün özü son derece basittir. Kapitalist, bir işçiyi, onun harcadığı emeğin maliyetine denk düşen bir ücretle işe alır. Ancak üretim sürecinde işçi kendi maliyetinden çok daha fazlasını üretir. İşçinin ürettiği değerden işçinin maliyeti çıkarıldığında aradaki farka artı-değer adı verilir. Kapitalistin kâr elde etmesi, özel mülkiyet hakkını kullanarak işçinin emeğiyle üretilen artı-değere el koymasıdır. Sermaye yerel kaynakları tükettikçe üretimi yurt dışında yapma gibi yollarla virüs gibi başka yerlere de yayılmaktadır. Bağımlı ülkelerdeki kukla hükümetler emperyalist baskı makinesini yasalar yaparak destekler. Bağımlı ülkeleri yağmalamayı kolaylaştırmak için çevre karşıtı yasalar çıkarılır, ekonomi liberalleştirilir ve işçilerin her türlü hakkı ve toplumsal güvencesi yok edilir. Tekelci sermaye, yanıltıcı yatırım planları ve dayatılan krediler sayesinde bu sözde “gelişmekte” olan ülkelerdeki artı-değere el koyar. Emperyalist merkez ülkeler ile bağımlı çevre ülkeler arasındaki ilişkiler, işçi ve kapitalist arasındaki ilişkilerin küresel ölçekteki yansısından başka bir şey değildir. Bağımlı çevre ülkelerdeki emekçiler ürettikleri her şeyi emperyalist merkez ülkelere vermeye ve daha da fazla çalışmaya zorlanmaktadırlar. Financial Times’a göre yılda 940 milyar dolar sözde “gelişmekte” olan 17 ülkeden emperyalist merkez ülkelere akmaktadır.

Sonuç Kapitalizmin var olmaya devam ettiği her yıl, insanlık parlak bir gelecek şansını giderek kaybediyor. Sermayenin gücünü koruması bizi geri dönüşü olmayan bir küresel felaketle tehdit ediyor. Bu felaketi ancak kapitalizmden daha ileri bir toplum düzeni olan sosyalizmi kurarak önleyebiliriz. Çeşitli krizler, piyasacı üretim anarşisi, toplumsal eşitsizlikler ve sürekli ortaya çıkan savaşlar ancak kapitalist sistemin yıkılması ve proletaryanın hakimiyetinin kurulmasıyla ortadan kalkar. Kapitalizmin yenilgisi ve özel mülkiyetin sistemli bir şekilde tasfiyesiyle birlikte sadece ücret köleliği değil aynı zamanda binlerce yıldır süren şu “insanın insanı sömürüsü” de tamamen ortadan kalkmış olacak. Sömürgenlerin egemenliğinin sonlanmasıyla insan uygarlığında yeni bir sayfa açılacak. Bizi takip etmeye devam edin!