Kapitalizm Yine Çuvalladı – 2020 Ekonomik Krizi

Küresel ekonomi, su yüzüne çıkan bir krizin bütün belirtilerini göstererek çöküşün kıyısında duruyor; petrol fiyatlarının düşmesi, işletmelerin batması, kitlesel işten çıkarma, fiyatların yükselirken ücretlerin düşmesi, bütün bunlar küresel salgınla birlikte öne çıktı.

Burjuva analizleri ekonomik krizin nedenlerini nasıl açıklıyor olurlarsa olsunlar tek bir konuda birleşiyorlar; yeni küresel ekonomik kriz, önceki bütün krizlerden daha yıkıcı olacak.

Öyle ki dünyanın en büyük bankaları daha korkutucu öngörüler yayımlamak için birbirleriyle yarışıyor. Goldman Sachs Amerikan ekonomisinin %25 daralmasını bekliyor. Morgan Stanley’in tahmini daha da ileri gidiyor ve %30’luk bir daralma öngörüyor. Uzmanlara göre, Amerika Birleşik Devletleri’nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası %50 düşecek ve işsizlik ise %30’a kadar yükselecek. ABD’de 1929’daki Büyük Buhran döneminde bile böyle bir sayı yoktu.

Suudi Arabistan ve Rusya arasında alevlenen rekabet nedeniyle petrol piyasası çöküyor ve IMF, 2020’de tüm küresel ekonominin olumsuz bir tablo sergilediğini açıklıyor.

Dünyanın neden piyasa çöküşleriyle sarsıldığını, ekonomik krizlerin ne olduğunu ve nasıl ortadan kaldırılacağını anlamak için kapitalist sistemin temel doğasını ortaya koymak gerekiyor.

Temel soru kapitalizmin ne olduğu sorusudur. Kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyete ait olmasına dayanan bir sosyo-ekonomik düzendir. Tüm topraklar, kaynaklar, madenler, mineraller, fabrikalar ve makineler kişilere, yani kapitalistlere aittir.

Kapitalistler, mal veya hizmet üretimi için ücretli emekten faydalanır. Ücretli emeğin sömürülmesi yoluyla kâr elde ederler ve sahip oldukları işletmeleri büyütme imkanına sahip olurlar.

Kapitalizmin en yıkıcı tarihsel anları her zaman aşırı üretim krizleri olmuştur. Kapitalistler kâr amacıyla mümkün olduğunca çok mal satmaya çalışır. Ancak bu birikmiş mal stoku piyasada satılmadığında aşırı üretim krizleri ortaya çıkar. Kapitalistler kârlarını kaybeder, borçlarını ödeme konusunda yetersiz kalırlar ve nihayetinde iflas ederler.

Kapitalistler maliyetlerini düşürmek ve kârlarını en üst seviyede tutmak için kârlı görmedikleri işletmelerini kapatır ve işgücünü kitlesel ölçekte tasfiye ederler. Ticari ve mali bağlar kopar, hisse senedi ile tahvil piyasaları çöker. İşte ekonomik çöküşün doğası budur.

İşletmelerin kapanması, toplu işten çıkarmalar, maaşların eksik ve düzensiz yatması gibi şeyler insanların yaşam standardında hızlı bir düşüşe ve piyasadaki mallara yönelik talepte azalmaya yol açar.

İşçilerin geliri ne kadar az olursa, kapitalistler onlara o kadar az mal satılabilir. Bu, sermayenin üretimi arttırma arzusu ile işçilerin bir şeyleri satın alma kapasitesi arasındaki temel çelişkidir. Üretim ve tüketim arasındaki çelişki kadar başıbozuk bir kârlılık da kapitalizm içindeki bu temel çelişki tarafından üretilir.

Kapitalizmin ekonomik krizlerinin temel nedeni, kapitalist ekonomik sistemin kendi doğasına, yani üretimin toplumsal doğası ile mülkiyetin özel doğası arasındaki çelişkiye dayanmaktadır.

Kapitalizmde üretim döngüsel olarak gelişir. Kaçınılmaz olarak, üretim süreci kriz tarafından kesintiye uğrar. İki kriz arasındaki dönemin dört evresi vardır; kriz, durgunluk (veya depresyon), toparlanma ve büyüme.

Kriz, kapitalist üretim döngüsünün birincil aşamasıdır. Bu aşamada, bozulmuş haldeki üretim oranları yeniden ortaya çıkar, restore edilir.

Kriz belirtileri ilk olarak piyasada mal satmanın zorlaştığı alım-satım alanında görülür. Üretim zincirinin bir halkasında yaşanan mal satma sorunu maddiyatçı toplumun gidişatını yavaş yavaş bozmaktadır.

Mallarını satamayan kapitalistin maddi gücü üretim araçlarını elde tutmaya yetmez ve bu nedenle işçi çalıştıramaz. Borç için bankaya yalvarmak zorunda kalır. Nakit sermaye talebi arttıkça, yeterli fonu olmayan bankalar iflas etmektedir. Borsada panik başlar, işletmeler art arda kapanır.

İşçiler, eski işverenleri tarafından yatırımlarını kurtarmak amacıyla yapılan çaresiz bir girişimle kitlesel olarak işten atılır ve işsizlik aniden fırlar. Bu durum, üretilen mallara olan talebi daha da azaltır ve ürün alım-satımındaki krizi daha da kötü hale getirir. Bazı sektörlerde üretim tamamen dururken, üretimin durmadığı sektörlerde ciddi bir düşüş yaşanır. Ekonomik çöküş, üretim ile ödeme gücü olan talep arasındaki oran düzelinceye kadar devam eder.

Krizden sonra durgunluk veya depresyon yaşanır. Üretimdeki düşüş durur ancak herhangi bir ekonomik büyüme olmaz. Bankaların yükümlülüklerini yerine getirememe ve iflas etmesi gibi olayların sayısı azalmaktadır.

Piyasadaki mal miktarı giderek azalmaktadır. Kapitalistler fiyatları düşük tutmak için kendi mal stoklarını yok ederken, diğer stoklar daha büyük işletmeler tarafından satın alınır çünkü tüketim tamamen durmamıştır.

Kapitalistler krizin sona erdiğinden emin olduktan sonra, sermayeleri için talep aramaya başlarlar ve para arzı artar. Ortalama bir kâra ulaşmak ve aynı zamanda fiyatları düşürebilmek için, kapitalistler, işçilerin sömürülmesini yoğunlaştırır, teknik iyileştirmeler yapmaya ve ekipmanlarını geliştirmeye başlarlar. Böylece, durgunluk evresi bir toparlanma evresine dönüşür.

Kapitalistlerin krizde elden çıkardıkları teknik ekipmanlara tekrardan sahip olmak istemelerinin sonucunda, üretimi genişletmeye ve ilave işçi istihdam etmeye olanak tanıyan makine ve diğer donanımlara olan talep artar. İşsizlik azalır ve piyasada mallara olan talep artar. Ekonomi kriz öncesi seviyeye ulaşır ve toparlanma evresi büyümeye evresine doğru ilerler.

Büyüme evresinde üretim hızla artmaktadır. Yeni tesisler ve fabrikalar inşa edilir, malların piyasaya arzı artar. Kapitalistler, kâr peşinde mümkün olduğunca çok mal üretmeye ve satmaya çalışır.

Aşırı üretim yine başlamıştır, görünürde değil, içten içe gelişmektedir. Krediler, borsada alış ve satış emirleriyle gelişen finans spekülasyonları yaklaşan yeni bir felaketi, yani üretim miktarının talebi aşmasını şimdilik gizlemeye yaramaktadır. İşte yeni bir kriz başlamaktadır.

Ağır krizler özellikle de emekçilerin yaşam standartlarını çok etkilemektedir. İşçiler yeniden işten atılır, kitlesel işsizlik geri döner. Sağlıklı ve kalifiye insanlar bile kalifiye oldukları işleri bulamazlar.

Bu zorunlu hareketsizlik döneminde işçi bedeni, üretken becerilerini ve niteliklerini kaybeder. Kriz sırasında, işçilerin yaşam standartları keskin bir şekilde azalır, hastalık sayısı ve çocuk ölümleri artar.

Sosyal sigorta ve işsizlik yardımları her yerde mevcut değildir. Bu nedenle, dünyadaki işsizlerin çoğunluğu için hayat katlanılmaz hale gelir.

Kapitalistler, ücretleri azaltarak ve fiyatları yükselterek maliyetleri işçi sınıfının üzerine yıkar. Vergi ve enflasyonun yükselmesi, gümrük vergisinin artması ve arz eksikliği işçilerin gerçek gelirlerini daha da düşürür.

Krizler, iflasın eşiğine gelen küçük ve orta burjuvazi üzerinde de ciddi bir etkiye sahiptir.

Dünya ekonomisini sarsan bu periyodik krizler, yaşamın olağan akışının ve üretici güçlerin istikrarlı gelişiminin kapitalist sınıf tarafından sürdürülemeyeceğini, kapitalist sınıfın böyle bir kabiliyeti olmadığını kanıtlamaktadır. Bu zor zamanlar kapitalizmin temel sınırlarını ve sosyalizmin neden gerekli olduğunu ortaya koymaktadır.

Ancak ekonomik krizler tek başına kapitalist sistemin çökmesine yol açmaz. Ciddi kayıplara rağmen, bu krizler, kapitalist üretim ve talep arasındaki oranları restore eder ve sabit sermayenin yenilenmesine ve yeni büyüme fırsatlarının açılmasına yol açar.

Aynı zamanda depresyonlar kapitalist sistemin çelişkilerini şiddetlendirir. Bu durgunluk dönemleri halkın çoğunluğunun hayatı için ciddi sonuçlar doğurur, kapitalist iktidarın temellerini baltalar ve işçi sınıfı içindeki devrimci şevkin artmasına yardım eder.

Krizlerin herhangi bir reformla ortadan kaldırılması imkânsızdır ve basitçe ifade etmek gerekirse “krizsiz” bir kapitalizm olamaz. Bu anlatılanlar, kapitalizmi kapitalizm yapan şeydir ve bundan ötürü kapitalizmden söküp atılamayacak ana öğelerdir. Ekonomik krizler kapitalizmin varlığından kaynaklanır ve bu krizleri ortadan kaldırmanın tek yolu kapitalist örgütlenmeyi komünizmle yer değiştirmektir.

İşçi sınıfı kendi çıkarlarının farkına varmalı ve komünist toplumu inşa etmek için kapitalist güçlere karşı sınıf mücadelesini sürdürmek için bir araya gelmelidir. İnsanlığın yeni bir geleceği, yani krizlerin, eşitsizliğin, savaşların ve baskının olmadığı bir dünya, ancak komünizmle mümkündür.