Kapitalizm Nedir?

1. Giriş Birçok kişi nasıl bir dünyanın içinde yaşadığımızı, neden zenginlerin ve fakirlerin var olduğu, neden savaşların çıktığı, çevrenin mahvolmasının sebebini ve doğal olarak bizi gelecekte neyin beklediğini soruyor. Bu sorulara cevap alabilmek, bilime başvurmak ve 21. yüzyılda dünyaya kapitalist sistemin hâkim olduğuna dair o basit gerçeği kavramaktan geçiyor.

2. Kapitalizm ve sınıflar Kapitalizm özel mülkiyet ve insanın insan tarafından sömürüsüne dayanan, dolayısıyla çelişik yapıların en gelişmiş ve en son biçimidir. Kapitalizm, feodalizm ve kölecilik gibi öncüllerinden, üretim araçlarının ve emeğin kendine özgü birleşimiyle ayrılmaktadır. Kapitalizmde fabrikalar, makineler veya toprak gibi üretim araçları tamamen büyük mülk sahipleri sınıfına yani kapitalistlere aittir. Üretimi doğrudan gerçekleştiren kişiler yani emeklerinden başka bir şeye sahip olmayan işçi sınıfı ise, hayatta kalabilmek için emeklerini kapitalistlere satmak zorundadır. Sonuç olarak kapitalizmde, nüfusun çoğu üretim araçlarına sahip olmadığı için, kişisel özgürlüklerine rağmen, ekonomik olarak kapitalistlere bağımlı konumdadır.

3. Sömürü ve yabancılaşma Üretim sürecinde işçi, sadece kendi emeğinin maliyetini üretmekle kalmaz. Aynı zamanda, kapitalistin el koyarak zenginliğinin kaynağı haline getirdiği kârı yani artı-değeri de yaratır. Kapitalist sistemde üretim sadece kâr amacıyla yapılmaktadır. Kapitalistler zenginliklerini artırmak için birbirleriyle rekabet eder ve işçilerden mümkün olduğunca artı-değer koparmaya çalışır. Sayısız insandan oluşan işsizler ordusu, ücretleri düşürmek, kapitalistlerin kârını ve işçilerin sömürü derecesini artırmak için kullanılan bir araçtır. Kapitalistler sahip oldukları iktisadi kuvvete dayanarak devlet gücünü ele geçirmiş ve devleti kendi aygıtları haline getirmiştir. Polis, ordu ve devlet görevlilieri, işçi sınıfını baskılayarak sermayenin ve dolayısıyla kapitalistlerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sömürüye bağlı olarak ekonomik altyapı, kendine uyumlu bir ideolojik üstyapı yaratır. Burjuva bilimi, hukuku ve ahlakı, kapitalizmin insanın doğasına uygun olan en mükemmel ve değişmez sistem olduğunu ilan ederek sömürünün doğallığı fikrini aşılamak için tasarlanmıştır. İşçiler tarafından üretilen şeylerin kapitalistler tarafından el konulmasından beri işçiler, kendi emeklerinin ortaya çıkardığı şeylere yabancılaşmaya, mekanik bir rutin ve eziyet haline gelen işlerine olan ilgilerini kaybetmeye başlarlar. Kapitalizmde rekabetin egemenliği, insanların birbirlerine karşı yabancılaşmasına neden olur, belirsiz bir gelecek ve sürekli kaygılanma hali yaratır. Şayet kişi zengin değilse ve rekabete direnemezse, başkalarını zenginleştirmek için bir araç haline gelir. Paranın hayattaki ana hedef haline gelmesi, sonu olmayan bir kâr arayışı ve insanların birbirlerine karşı tüketici tutumuyla yaklaşması insan onurunu ayaklar altına alır ve insanın entelektüel isteklerini azaltır. Düşük eğitim kalitesi ve alt tabaka popüler kültürle birlikte tüketici yaşam tarzının teşvik edilmesi, bilimsel bilgiye erişimi son derece zorlaştırmaktadır.

4. Eşitsizlik ve yoksulluk 1.5 milyar kadar insan aşırı yoksulluk içerisinde yaşıyor ve neredeyse 3 milyar insan günlük 2 dolardan daha az bir gelirle hayatta kalmaya çabalıyor. Aynı zamanda dünyanın en zengin %9.5’luk kesimi toplam servetin neredeyse %85’ini elinde tutuyor ve en zengin 26 kişinin serveti 4 milyar insanın servetiyle karşılaştırılabilecek düzeyde. Dahası, en zengin kapitalistlerin zenginliği her yıl büyüyor. Temmuz 2017’den Temmuz 2018’in sonuna kadar, milyoner sayısı yaklaşık 2,5 milyon artarak toplam 42 milyon kişiye ulaştı. Bir yıl içinde 900 milyar dolar daha zengin oldular. 2018’de, dünyanın en zengin adamı ve Amazon’un kurucusu olan Jeff Bezos’un serveti, 112 milyar dolara ulaştı. Karşılaştırma için söyleyecek olursak, bu miktarın %1’i bile 105 milyonluk bir nüfusa sahip olan Etiyopya’nın sağlık harcamalarını karşılamak için yeterlidir. Kapitalistlerin servetleri istikrarlı bir şekilde yükselirken, insanlığın yarısını oluşturan fakirlerin gelirleri, aynı dönemde %11 azaldı.

5. Emperyalizm ve savaş Kapitalist üretim ve rekabetin gelişimi, üretim ve sermayenin, daha zayıf rakipleri ortadan kaldıran birkaç güçlü kapitalist ve kapitalist birliğinin elinde yoğunlaşmasına ve merkezileşmesine yol açar. Böylece kapitalizmin gelişimi, kapitalizmin çağdaş, en yüksek ve son aşaması olan tekelci kapitalizm ya da öteki adıyla emperyalizmin ortaya çıkmasını sağladı. Emperyalizm beş özelliğiyle ile ayırt edilmektedir: 1. Tekeller kapitalist ülkelerin ekonomik yaşamında belirleyici bir rol oynamaya başlamıştır. 2. Banka sermayesi ve sanayi sermayesi ile birleşerek ortaya çıkan finans sermayesine sahip finansal oligarşi, ülkenin ekonomik ve siyasi yaşamının hakimi konumundadır. 3. Mal ihracatının tersine, bağımlı ülkelere sermaye ihracatı özellikle önem kazanmıştır. 4. Kapitalistlerden oluşan uluslararası tekelci birlikler oluşmuş ve dünya bu birliklerin etki alanlarına bölünmüştür. 5. Dünyanın birlikler arasında bölünmesi tamamlanmış, bütün bir dünya bu birlikler arasında paylaşılmıştır. Emperyalizm çürüyen ve ölmekte olan kapitalizmdir. Emperyalizm çağında üretici güçlerin gelişmesinin durmamasına, kimi sektörlerde ve ülkelerde tekelci kapitalizm çağından bile daha hızlı olmasına rağmen, bu gelişme son derece dengesiz ve yıkıcıdır.

Üretimin belirli dallarında tekelci efendiler olan kapitalistler, malların fiyatlarını belirler ve buluşlarını rakiplerinin kendi üretimlerinde uygulamasını engellemek için patentlerini alır. Teknik ve teknolojik durgunluk ile emperyalizmin çürümesine olan bu eğilim, özellikle genel kapitalist krizler sırasında şiddetlenir. Emperyalizm çağında, kapitalist ülkelerin birbirine eşit olmayan ekonomik ve siyasi gelişmeleri şiddetlendi ve birbirlerinden farklı bir nitelik kazandı. En gelişmiş emperyalist güçlerden oluşan küçük bir grup, yüz milyonlarca nüfus sahip bağımlı ve yarı bağımlı ülkeleri sömürmekte, yağmalamakta ve bir avuç insandan oluşan oligarklarına büyük kazançlar sağlamaktadır. Bu duruma ek olarak emperyalist devletlerde kapitalistler, kendilerine bağımlı ülkeleri sömürerek elde ettikleri inanılmaz kârların bir kısmını, kapitalistlere esas toplumsal desteği sağlayan, işçi hareketi içerisinde fırsatçılığın bedene bürünmüş hali ve işçi sınıfının üst tabakasını oluşturan kesime bir tür rüşvet olarak dağıtır. Kapitalist ülkelerin eşitsiz gelişimi, zamanla kapitalist dünya sisteminde keskin bir dengesizliğe yol açar. Kendilerini daha az hammadde temin ediyor ve piyasalardan daha az besleniyor olarak gören kapitalist ülkeler , dünyanın kendi çıkarları doğrultusunda yeniden paylaşılmasını sağlamaya çabalamak için genellikle ordularını kullanma eğilimindedirler. Bunun sonucu olarak, kapitalist dünya, birbirine düşman olan kamplara bölünür ve ve savaşlar ortaya çıkar. Kapitalist sistemin ilk krizinden sonra 1. Dünya Savaşı bu şekilde başladı. İkinci krizin sonucu olarak saldırgan emperyalist kuvvetler, ilk sosyalist devlet olan SSCB’ye karşı zincirleri boşalmışçasına amansız bir savaşa girişti. On milyonlarca insanın canı pahasına ve Sovyet halkının kahramanlığının yanında, güçlü bir şekilde planlaası yapılmış olan sosyalist ekonominin varlığı sayesinde, işçi sınıfının devleti Alman emperyalizminin darbesine dayanabildi ve bir kurtuluş mücadelesi yürüterek faşizme karşı savaştan muzaffer çıkabildi. Emperyalist savaşların kapitalistler tarafından hâlâ kapitalist ekonominin yükselişini sağlamanın tek yolu olarak görülmesine rağmen, sadece bir süreliğine krizi ve ekonomik çöküşü geciktirebilirler, ancak engelleyemezler. Kapitalizmin yok oluşu kaçınılmazdır. Emperyalist çağda eşitsiz gelişim yasası ülkelerin aniden gelişmesinin yanında, aynı zamanda bazı ülkelerin diğer ülkeler tarafından dünya pazarından hızla yerinden edilmesi ve düzenli savaşlar anlamına da gelir. Kapitalist ülkelerin eşitsiz gelişimi, emperyalist kamptaki çatışmaları şiddetlendirir, dünya kapitalizmi cephesinin zayıflamasına ve ayrıca bu cephedeki her bir ülkenin işçi sınıfının bir atılımla cepheyi yarmasına ve sosyalizmin tek tek ülkelerdeki zaferine yol açar.

6. Çelişkiler, krizler ve ekoloji Günümüzde kapitalizm, ekonomik ve toplumsal bir sistem olarak, çağdaş üretici güçlerle uyumlu olmadığı bir gelişme aşamasına ulaşmıştır. Kapitalist ekonomi doğası gereği anlık ve kuralsızdır. Kapitalizmde ürünlerin bütün bir toplumun emeğiyle üretilmesine karşı, aynı ürünlerin kaç tanesinin başkaları tarafından üretileceği, bu ürünlere ne kadar ihtiyaç duyulduğu ve bir piyasanın bulunup bulunmayacağı bilinmeden körü körüne üretilir. Bunlar, eninde sonunda, kapitalizme daima eşlik eden “aşırı üretim krizi” adı verilen durum ortaya çıkartır. Aşırı üretim krizlerinin şiddetlendiği zamanlarda, işletmeler birbiri ardına kitlesel bir durgunluğa girer ve milyonlarca işçi üretim sürecinden çıkarılıp açlığa mahkum edilir. İşçilerin kapitalizmde çektiği yoksulluğun ve açlığın nedeni, fazladan ürettikleri ürünlerine fiilen talep görmediklerinden dolayı satılamamasıdır. Fiili talebin bulunmayışı, kapitalizmin kitleleri son derece düşük, ve sert, yoksulluktan ızdırap çektikleri yaşam standartına mahkum etmesinden kaynaklanmaktadır. Aşırı üretim krizleri sırasında, sadece üretilen mallar yok edilmekle kalmaz, aynı zamanda işçilerin işten çıkarılması, işletmelerin makine ve teçhizatı onarılamaz hale gelmesiyle üretici güçleri de yok eder. Üretim araçlarının kapitalist mülkiyeti, üretici güçlerin gelişiminde bir engel haline gelir. Emperyalizmde, üretimdeki plansızlık ve rekabet ortadan kalkmaz. Aksine, yoğunlaşarak kapitalist çelişkileri ve kapitalist ülkeler arasındaki eşitsizlikleri şiddetlendirir. İnsanların kitlesel yoksullaşmasına, tekellerin çatışmasına, sürekli savaşlara ve ekonomik çöküşlerle birlikte son yıllarda ekolojik kriz sorunu da gitgide artarak daha önemli hale geldi. Emperyalist tekellerin doğal kaynakları, kâr hırsıyla akıl dışı ve yırtıcı biçimde sömürmesi, insan sağlığının yanında, sanayi üretiminin büyümesi ve artan gıda arzı için bir tehdit haline gelmeye başladı. Bilim insanlarına göre toprağın %75’i, dünya okyanuslarının %40’ı ve nehir sularının %50’si insan faaliyetleri tahrip oluyor. Ayrıca amfibilerin %40’ından fazlası, resif mercanlarının %33’ü ve deniz memelilerinin üçte birinden fazlası tehdit altında. Balıkların üçte biri akıl dışı bir şekilde avlanıyor. 24 bin balık türünün yaklaşık yüzde 30’u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. 33.500 bitki türünün nesli tükenme tehdidi altındadır, tüm kuş ve memeli türlerinin %11’inin nesli tükenme tehdidi altındadır ve bu türlerin %14’ü zaten yok olma yolunda ilerliyor. Böcek türlerinin %10’u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya ve böyle devam ederse, yüzyılın sonunda Dünya üzerinde soyları tamamen tükenebilir. Bu da gezegenin tüm biyosferini kökten değiştirecektir. Bunun yanında, tarım arazilerinin ortadan kaldırılması, gezegenin dörtte birinde üretkenliğini azalttı. Toprak, su ve hava kirliliği, ormanların azalması, vahşi yaşamın tahrip edilmesi, içme suyu kıtlığının artması ve gıda kalitesinin bozulması gibi olgular, herhangi bir fiyat üzerinden kâr peşinde koşan, parazit gibi bir sistem olan kapitalizmin ortaya çıkardığı sonuçlardır. Çevre tahribatı milyarlarca insanın yaşamı ve sağlığı üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olduğu kadar bütün bir insanlık için gerçek bir felaket olma riskini taşımaktadır. Ekolojik kriz, kapitalist sistemin çürümesinin ve kapitalist krizin derinleşmesinin bir işaretidir.

7. Sonuç – komünizm Düzenli bir biçimde çıkan emperyalist savaşlar, sayısız aşırı üretim krizleri, artan yoksulluk ve işsizlik. Tüm bunlar açıkça, üretici güçleri devasa bir orantısızlıkla geliştiren kapitalizmin artık çürüyen bir sistem haline geldiğini ve insanlığın gelişimi önünde bir engel teşkil ettiğini gösteriyor. Ancak kapitalizm son toplumsal düzen değildir. Köleci veya feodal toplum düzenleri gibi, kapitalizm de tarihsel olarak geçici bir üretim ve toplumsal yaşam biçimidir. Halihazırda kapitalist sistemde üretici güçler kendiliğinden olgunlaşmış ve sosyalist üretim biçimi ile yeni bir toplumsal düzenin, komünizmin gereksinim duyduğu maddi ve teknik koşullar oluşmuş durumda. Komünizm, planlı üretim, kolektif emek ve toplumsal mülkiyete dayanarak , tüm işçilerin ihtiyaçlarını karşılayacak, sömürüye ve sınıf baskısına sonsuza dek son verecek, bilim ve teknolojinin başarılarını tüm insanlığın yararına kanalize edecek, çevre sorunları çözecek, işbölümünün ortadan kaldırılmasına yol açacak ve herkesin insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamasına ve gelişmesine fırsat verecek yaşam koşullarını yaratacaktır. Komünizmi inşa etme yönündeki ilk girişimlerin başarısızlığına rağmen, kapitalizmi yıkıp komünist bir toplum yaratabilecek tek kuvvet, hâlâ işçi sınıfı ve onun örgütlü öncü gücü olan komünist partidir.

İşçiler ancak kendilerini bir sınıf olarak algılayarak ve bilimsel Marksist-Leninist teoriyle silahlanarak kapitalistlere karşı savaşabilir, otoritesini kurabilir ve kapitalizmi tarihin çöplüğüne göndererek komünizmin inşasına başlayabilirler.

Koronavirüs, kapitalizmin üzerindeki göz alıcı, cafcaflı örtüyü çekip aldı ve kapitalizmin içinde bulunduğumuz aşamasının çelişkilerini ve yetersizliklerini çok daha görünür hale getirdi. Ama elbette bu kendi başına olumlu bir gelişme değil.

Kapitalizmin 1970’lerdeki krizinden kurtulmak için geliştirdiği saldırı politikası olan neoliberalizmle patronlara aktarmış olduğu kamu kaynaklarının yokluğunun, yıkılmış olan kamuculuğun bedelini yine kapitalizmin göbeğinde yaşayan milyonlarca emekçi ödüyor.

Çin’de başlayan salgının gerek küresel bir pandemi halini alması gerekse Çin’de kontrol altına alınmasının ardından pandeminin merkez üssünün önce Avrupa Birliği ardından da ABD’ye, yani emperyalist merkezlere kayması bu açıdan tesadüf değildi.

Koronavirüs, kapitalizmin üzerindeki göz alıcı, cafcaflı örtüyü çekip aldı ve kapitalizmin içinde bulunduğumuz aşamasının çelişkilerini ve yetersizliklerini çok daha görünür hale getirdi. Ama elbette bu kendi başına olumlu bir gelişme değil.

Kapitalizmin 1970’lerdeki krizinden kurtulmak için geliştirdiği saldırı politikası olan neoliberalizmle patronlara aktarmış olduğu kamu kaynaklarının yokluğunun, yıkılmış olan kamuculuğun bedelini yine kapitalizmin göbeğinde yaşayan milyonlarca emekçi ödüyor.

Çin’de başlayan salgının gerek küresel bir pandemi halini alması gerekse Çin’de kontrol altına alınmasının ardından pandeminin merkez üssünün önce Avrupa Birliği ardından da ABD’ye, yani emperyalist merkezlere kayması bu açıdan tesadüf değildi.