Joker Filmi Düzen Karşıtı mı?

işçi sınıfının tüm gücü ve enerjisini israf etmekten başka bir sonuca ulaşmayan mantıksız bir hareket olan Gotham ayaklanmasıyla aynı kaderi paylaşmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Joker: İsyana Övgü

Warner Bros yapımı “Joker” filmi geçtiğimiz yıl sonbaharda gösterime girdi. Filmde DC Evreninden bir anti-kahramanın hikayesi anlatılıyordu. 76. Uluslararası Venedik Film Festival’inde Altın Aslan ödülünü alan film bolca olumlu değerlendirme almıştı.

Eleştirmenlerin bazıları filmin sınıflar arasındaki eşitsizliği anlattığını söylemekte haklı olsa da filmin değeri abartılıyor. Elbette filmin anlamsız olduğunu söylemiyoruz, ama insanların düşündüğünden farklı bir anlamı olduğunu açıklamak gerekiyor.

Arthur Fleck’in Geçmişi

“Joker” filmi bir anti-kahramana dönüşme öyküsünü anlatıyor ve iki ana eksende ilerliyor.

İzleyiciler bir yandan Joker karakterinin kişisel öyküsünü izlerken, diğer yandan içinde yaşadığı dünyanın durumu da bir yan öykü olarak ilerliyor. Bu iki öykü ortak anlatı ve fikirle bir araya gelse de birbirinden bağımsız olarak varlık buluyor.

Çok geçmeden bir “kötü adama” dönüşecek olan Arthur Fleck hasta ve bakıma muhtaç annesiyle birlikte, hayali Gotham şehrinin yoksul bir mahallesinde yaşamaktadır. Baş kahramanın stres altındayken ve bunaldığı durumlarda kontrolsüzce gülmesine neden olan nörolojik (muhtemelen psikiyatrik) bir hastalığı vardır. Kahraman bu hastalıkla başa çıkabilmek için sosyal hizmetler kurumunda terapi görmekte ve düzenli ilaç kullanmaktadır.

Arthur hem annesine bakmak hem de ilaçlarını alabilmek için palyaçoluk yapmakta ve günün birinde bir stand-up komedyeni olmanın hayalini kurmaktadır. Ünlü televizyon komedyeni Murray Franklin onun idolüdür. Bir gün işteyken serserilerin saldırısına uğrar. Serseriler posteri parçalayıp Arthur’u feci şekilde döver. İş arkadaşı Arthur’un saflığını kullanarak ona bir komplo kurar ve onu kendisini müdafaa etmek için silah taşımaya ikna eder. Ancak Arthur çocuk hastanesinde gösteri yaparken kazayla silahı düşürür ve bu bahane edilerek işten kavulur. Büyük bir bunalım ve çaresizlik içindeki Arthur eve giderken metroda bir grup sarhoş züppe vandala denk gelir. Sarhoşlar bir kadını taciz etmektedir ve kadın yardım için Arthur’un gözlerinin içine bakmaktadır. Kendisini böyle stresli bir durumun içinde bulan Arthur yine kontrol edemediği bir gülme krizi geçirir. Sarhoşlar bu gülüşü kendilerine karşı bir hakaret olarak görür ve Arthur’u dövmeye başlarlar. Arthur kontrolünü yitirerek sarhoşları öldürür. Tüm bu olaylar genel psikolojik durumunun iyice kötüleşmesine ve Arthur’un kötü adam macerasının başlamasına neden olur.

İlaçlarını almayı bırakan ve bu şiddet eyleminden zevk aldığını itiraf eden Arthur Fleck zaman içerisinde kendisine Joker diyen o manyağa dönüşür. En büyük suçunu Televizyon canlı yayınında işleyen Joker, Gotham’ın en yoksul ve dışlanan sakinleri arasında bir kahraman olarak görülmeye başlar. Palyaço maskesi ve kostümü protestoların sembolü haline gelir.

Gotham’da sınıf gerçekleri

“Joker” aşağılanmış ve yıkılmış tipik bir kaybeden öyküsü olarak kalabilirdi. Böylelikle, yaşadığı yıkımlar karşısında artık dayanamayan ve “karanlık tarafa” geçen birinin alışıldık öykülerinden biri olurdu. Ama 2019 tarihli “Joker” filmini benzerlerinden ayıran ve insanlarda böylesi büyük bir heyecan uyandıran şey işte tam bu noktada devreye giriyor. Akıl sağlığı pek yerinde olmayan Arthur Fleck’i o suçları işlemeye iten sebeplerin mülkiyet eşitsizlikleri ve sınıf düşmanlığı olduğu filmde açıkça vurgulanıyor.

Joker’in öyküsü modern burjuva toplumu açıkça imgeleyen hayali bir şehirde geçiyor. Gotham şehrinde sınıfsal çelişkiler ve sınıflar arası uçurumlar açık şekilde görülebiliyor. Şehrin kendisi de kelimenin her anlamıyla bir çöplüğü andırıyor. Atık ve geri dönüşüm sorunları öylesi vahim bir duruma gelmiş ki Gotham’ın kanalizasyon sisteminde yeni sıçan türleri görülebiliyor.

Toplumsal yaşamda bu sorunların neden olduğu rahatsızlıklar asla bitmiyor. Her türlü mülkten ve insanca bir yaşam için ihtiyacı olan her şeyden mahrum bırakılmış proletaryanın bulunduğu bu şehirde doğal olarak zengin kapitalistler de bulunuyor. Toplumsal hizmetlere ayrılan bütçeyi kâr amacıyla kısan, zenginlikleriyle gösteriş yapan ve böbürlenen, klasik burjuvalar.

Üstüne üstlük burjuva siyaseti şehir sakinlerinin toplumsal ve ekonomik sorunlarını çözmekle zerre ilgilenmiyor. Kamu idaresiyle güçlü bağlara sahip olan kodamanlar zenginliklerine zenginlik katarken toplumsal hizmetlerde çalışan görevlileri işten çıkartıyor ve bütçelerini kesiyor. Sonuç olarak da Arthur Fleck gibi hasta ve yardıma ihtiyaç duyan insanlar gereken tedaviye ulaşamıyor ve kaderine terk ediliyor.

Gotham, kapitalist sistemin sınıf çelişkilerinin en keskin, en yalın haliyle ortaya çıktığı, hatta devrimci durumun görüldüğü bir şehir olarak sergileniyor.

Bu hayali kentte gerilim ve sınıf öfkesi o kadar yoğun ki, tek bir kişinin, birkaç zengin züppeyi öldürmesi, o kişinin halkın çoğunluğu tarafından “zenginlerin belası” olarak adlandırılmasına, kahramanlaştırılmasına, hatta zenginlerin öldürülmesini onayladıklarını göstermek için palyaço kostümleri giyip sokağa çıkmalarına yetiyor.

Gotham kentinde halkın yoksulluk sorununa ve sınıf öfkesinin giderek artmasına televizyon ve gazete haberleri aracılığıyla film boyunca sık sık değiniliyor. Bu açıdan “Joker” filminin yönetmeni Todd Phillips’in sınıf eşitsizliğini açık şekilde filmin teması haline getirdiğini söyleyebiliriz. Zenginlerce sosyal hizmet bütçelerinin kesilmesi, özel mülkiyet bencilliği gibi olgularla çatışmanın temelinde yatanın somut maddi eşitsizlik olduğunu ortaya koyuyor. Ancak tüm burjuvaların yapacağı gibi “Joker” filminin yapımcıları ve yönetmeni sorunları tamamen kendi sınıfsal bakış açılarından ele alıyorlar.

Az önce söylediğimiz gibi, film sınıf çelişkilerinin varlığını zenginlerle yoksullar arasında siyasi bir çekişme üzerinden anlatıyor. Ancak, “Joker” filmi, sınıf eşitsizliğinden bahsetmesine rağmen, burjuvazi ve burjuva topluma karşı herhangi bir tehdit oluşturmuyor. Filmin sonunda ellerinde sopa ve taşlarla isyana geçen halk yığınlarıyla sergilenen sözümona “sınıf savaşı” küçük burjuvalar, anarşistler ve radikal eylemcilik dışında bir şey göstermiyor.

Film esasen burjuva tahakkümü zamanlarında Hong Kong’da yaşananlara benzer olayları, yani dükkanları taşlayan, polisi döven, zenginleri soyan ve öldüren halk yığınlarını gösteriyor. Ancak bu durum yine de burjuvaziye yönelik herhangi tehdit teşkil etmiyor. Filmde gösterilen ayaklanmalar kapitalist devletlerce çok uzun zamandır yaşanıyor ve kapitalist iktidarların bu tür ayaklanmaları bastırma yöntemleri de kitlelerce uzun zamandır iyi biliniyor.

“Sisteme baş kaldıran asiler” besledikleri öfkenin ete kemiğe bürünmüş hali olarak manyak, katil bir palyaçoyu gösteriyor. Oysa bu palyaço sisteme karşı herhangi bir tehdit oluşturmaz. Çünkü “asiler” herhangi bir şekilde örgütlü değildir; ayaklarını teoriye basan, açık bir eylem planları ve toplumun geleceğine dair bir vizyonları yoktur. Tek yaptıkları öfkeyle kendilerinden geçerek acımasız bir şiddete başvurmaktır. Gotham sakinleri onları ezen kapitalist sisteme karşı ayaklanmamıştır. İsyanlarının bir amacı yoktur ve doğal olarak asiler için olumsuz şekilde sonuçlanır ve elde edilen tek başarı toplumun gazının alınmasıdır.

“Joker” filmi zenginlere karşı kendiliğinden başlayan ayaklanma kavramını romantikleştirmektedir. Perdeye, toplumda süre gelen süreçleri derinlemesine incelemeden sadece yüzeyde yaşananları aksettirmiştir. Filmde kendinden geçen kalabalığın Joker’in etrafında toplandığı sahnede duyulan cümlelerden biri bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Filmin burjuva anlamı da, modern sanat açısından önemi de tam bu cümlede yatmaktadır.

Joker, burjuvazinin bakış açısından çekilmiş bir film olarak toplumdaki eşitsizliğin kaynağının ne olduğu sorusuna yanıt vermekten doğal olarak kaçınıyor; bazıları şehrin dışındaki malikanelerde yaşayıp pahalı operaları izlerken diğerlerinin viraneliklere yaşamak ve berbat devlet hastanelerine gitmek zorunda kaldığını asla göstermiyor.

Ancak modern toplumda çekilmiş bir burjuva filmi olarak sömürüye dayanan kimi toplumsal süreçleri yansıtmak zorunda kalıyor. Bu süreçlere neyin neden olduğunu göstermese de var olduklarını inkâr edemiyor. Filmi modern sanat açısından bu kadar önemli kılan da işte tam bu. Film insanların duygularına oynuyor. Bu önem filmde de açıkça ifade ediliyor. Çünkü elimizdeki bu film iki sınıf arasında saklanmaya çalışılan ancak sürekli var olan ve devam eden çatışma ve gerilim hakkında çekilmiş bir burjuva filmidir.

Filmin yaratıcısı gerçek dünyada yaşayan biri olarak toplumsal süreçleri işine yansıtmıştır. Burjuva sanat bile modern dünyanın gerçeklerini bazen çalışmalarına yansıtmak, sınıf karşıtlıklarının ve sınıf mücadelesinin var olduğunu göstermek zorunda kalır ve Todd Phillips’in “Joker” filmi bunun bir örneğidir.

Sonuç

Sonuç olarak filmin gerçekten de büyük bir iş olduğunun altının çizilmesi gerekir. Bariz tutarsızlıklarına rağmen filmin taşıdığı mesaj – yani burjuva toplumdaki uzlaşmaz çelişkiler – görsel açıdan modern sinemada eşine nadir rastlanacak şekilde açıkça gösterilmiştir. Sanatın “sınıflar ve siyaset dışında” kalan bir alan olduğunu iddia edenler elbette bu filmin hasta bir adam ve dönüşümü hakkında olduğunu iddia edecektir.

Ancak bu kişiler Arthur Fleck karakterinin maddi açıdan daha iyi şartlarda veya tüm vatandaşlarına iş garantisi veren ve bu kadar derin sınıf çelişkilerinin olmadığı bir toplumda yaşasaydı yine de Joker’e dönüşür müydü sorusuna açıkça “evet dönüşürdü” yanıtı veremezler.

Bilinçli işçiler ve komünistler bu filmden tersten okumayla bir ders çıkartabilirler. Burjuva sanatı bizlere, kapitalist sisteme karşı başarılı bir şekilde mücadele etmek ve kapitalizmi tarihin çöplüğüne temelli göndermek istiyorsak, teorimizi, eylem planımızı ve örgütlülüğümüzü geliştirmek zorunda olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyor. Bunlar olmadan salt sınıf kini ve maceracılıkla dolu şekilde hareket etmek yalnızca anlamsız ve acımasız olduğu kadar zararlı, işçi sınıfının tüm gücü ve enerjisini israf etmekten başka bir sonuca ulaşmayan mantıksız bir hareket olan Gotham ayaklanmasıyla aynı kaderi paylaşmaktan başka bir işe yaramayacaktır.