İkinci Dünya Savaşını ABD ve Britanya’mı Kazandı?

Yakın zamanda gerçekleştirilen bir ankette Amerika ve Avrupa’da halka “Nazilerin yenilmesinde en büyük pay hangi ülkenindir?” sorusu yöneltilmişti. Bu ankete katılan ABD’li ve Britanyalıların çok büyük bir çoğunluğu Hitlerin yenilmesinde en büyük payın kendi ülkesine ait olduğunu ifade etmişken diğer Avrupa ülkelerinin vatandaşları da yine bu iki ülkeden birinin adını zikretmişti[6].
Tarihsel gerçekler bir kez daha Soğuk Savaş propagandasının yarattığı yalan dağlarının yani Dunkirk, D-Day gibi Amerikalıların Pasifik’teki ada seferi gibi savaşın sadece belirli olaylarını yücelten Hollywood filmlerinin altında gizlenmişti.

Savaşın en büyük ve en destansı çatışmalarının yaşandığı cepheleriyse bilerek gözlerden gizlendi. Kızıl Ordu, Barbarossa Harekatının başladığı 22 Haziran 1941 tarihinden ikinci cephenin açıldığı 6 Temmuz 1944’e kadar Nazi işgalinin tüm gücüyle bir başına mücadele etmişti.
Batılı Müttefik güçleri Temmuz 1941’de Sovyetler Birliğinin son derece ihtiyaç duyduğu malzemeleri tedarik etmeye söz vermişler, ancak Sovyetlere söz verilen miktarlarda malzeme asla gönderilmemişti. Şubat 1942’de Amerikan Kiralama-Ödünç Verme İdaresi yöneticisi Edward Stettinius (Stetitiyus) John McCloy’a yazdığı mektupta: “Bildiğiniz gibi, Hükümetimiz ile Sovyet Hükümeti arasındaki ilişkiler, Hükümetin taahhütlerini yerine getirmemesi nedeniyle sürekli olarak bozulmaktadır[7]” diyerek durumu ortaya koymuştur.

Durumun son derece vahim olduğu Eylül 1941’de, Stalin Müttefiklere Avrupa’da ikinci bir cephe açarak 25 ila 30 tümen konuşlandırmaları çağrısında bulunmuştu. Böylelikle yıpranmış Sovyet güçleri biraz da olsa rahatlatılacaktı. Stalin “Britanya pasif bir tutum takınarak Nazilere yardım ediyor. Britanyalılar durumu gerçekten anlıyor mu? Ben anladıklarını düşünüyorum. Peki öyleyse bunlar ne istiyor? Anlaşılan önce bizim zayıf düşmemizi istiyorlar” diyerek Müttefiklerin yaptıkları anlaşmalardaki samimiyetlerini sorgulamaktaydı. [8]”

Tüm bu şartlara rağmen Sovyetler Birliği 1941-42 Kış Savaşında yenilmez olarak adlandırılan Alman savaş makinasını Moskova önlerinde püskürtmeyi başardı.
Sovyetlerin tüm Avrupa’da en fazla kayba uğrayan taraf olduğu tartışılmaz bir gerçek. Sovyetler Birliği genelinde insan aklının almakta zorlandığı bir oranda, tam 24 milyon insan hayatını kaybetmişti. Bu rakam insanoğlu tarihinde insan eliyle yaratılan en büyük yıkıma Sovyetlerin uğradığını gösteriyor. Buna karşın, Nazi işgalinin en kötü yıllarında kayıtsız kalan emperyalist Britanya ve ABD ise sırasıyla 450.000 ve 400.000 kayıp vermiş ancak utanmaksızın savaşı kendilerinin kazandığı yalanını propaganda etmekten de geri durmamıştır. Sovyet Yahudileri Nazilerin soykırımında büyük acılar çekmiştir. Nazilerin Sovyet Yahudi nüfusunun yaklaşık %32’sini katlettikleri tahmin edilmektedir. Estonya (38%), Letonya (74.7%) ve Litvanya (85%) Yahudileri nüfuslarının sırasıyla %38, %74.7 ve %85’ini kaybederek en büyük darbeyi aldıkları değerlendirilmektedir.[10] Nazi işgali sırasında Sovyetlerde 1,700’den fazla kent ve kasaba ile 70,000’den fazla köy yok edilmiştir. Yaklaşık 100.000 kolektif çiftlik yanmış, yıkılmıştır. Ülkenin sanayi açısından en gelişmiş bölgeleri yıllar süren bombardıman ve kuşatmayla yakılıp yıkılmıştı. İşgal süresince yaşanan toplam maddi kayıplar SSCB’nin bütün ulusal servetinin %30’unu aşmıştı. Bunun üçte ikisi Nazi işgali altındaki bölgelerde yaşanmıştı.

Müttefiklerin savaşta çaba gösterdiği inkar edilemez. ABD ve İngiltere Sovyet savunmasına milyonlarca ton yiyecek ve teçhizat ikmal ettikleri bir gerçektir. Ancak Amerikalıların veya İngilizlerin bir şekilde savaşı “kazanmış olduğu” fikri, tarihin hem de en alçak yalanlarla çarpıtılması anlamına gelir.