Hedefimiz Tahrir değil, Komün’dür

Komün (2000) – Peter Watkins

Yıl 1871, aylardan Mart. Fransa-Prusya savaşı Fransa’nın yenilgisiyle sonuçlanmıştır ve Almanlar tarafından öne sürülen ateşkes şartlarından biri Paris’in alman ordusu tarafından işgal edilmesidir. Üstüne üstlük yenilgi sonrasında oluşturulmuş Ulusal Meclis’te kralcılar çoğunluğu kazanmış ve Fransa’da bir kez daha Cumhuriyet’in lağvedilmesi ihtimali ortaya çıkmıştır. Bu koşullarda çoğunluğu gönüllü işçiler ve küçük burjuvalardan oluşan, Paris’i korumakla görevli Ulusal Muhafızlar, kentin silahsızlandırılmasına karşı önlem alır ve kentte bulunan topları kentin güvenli yerlerine çekerler. İşbirlikçi başbakan Thiers, orduya toplara el koymaları emrini verir, ancak bu görevi yerine getirmeyen vatansever askerler, Ulusal Muhafızlarla birlikte ayaklanırlar. Böylece dünya tarihindeki ilk sosyalist iktidar deneyimi olan Paris Komünü kurulur ve 71 gün boyunca Paris, Komün tarafından yönetilir.

Peter Watkins’in tamamen deneysel filmi Komün, bu 71 günün bir canlandırması niteliğinde. “Komün sırasında bir kameraman ve muhabir, Komün’ün içine girip röportajlar yapmaya başlasaydı, ne gibi görüntüler ortaya çıkardı?” şeklindeki anakronik soru etrafında şekillenen eser, aynı zamanda oyunculuk konusunda da çok ilginç bir yöntem izliyor. Filmdeki tüm karakterler profesyonel oyunculuk geçmişi olmayan, çeşitli sol örgütlere mensup insanlar tarafından oynanıyor. Watkins çekim öncesinde bu kişilerden karakterlerinin arka planına dair araştırmayı da yapmalarını istiyor ve çekilecek sahnelerin yalnızca içeriğini yazıp, diyalogları oyunculara bırakıyor. Böylelikle her karakterin oynanışında aynı zamanda o karakteri oynayan kişinin kendi politik pozisyonu da etkili oluyor.

Deneysellik bununla da sınırlı değil. Filmin bazı sahnelerinde oyuncular oturup, karakterlerini neden bu biçimde oynadıklarını, karakterlerinin Komün sırasında yaptıklarını doğru bulup bulmadıklarını ve genel anlamda Komün deneyimini tartışıyorlar. Benzer bir yabancılaştırıcı etki mekân açısından da söz konusu: Tüm film içi sokakları ve dükkânları yansıtacak biçimde dekore edilmiş büyükçe bir depoda çekilmiş.

Watkins’in eseri bir yanda Komün’ü ele alırken, diğer yanda medyanın rolünü de inceliyor. Komün’ü kuracak olan ayaklanmanın başlamasından itibaren Komün sokaklarında gezinen, sokakta kutlama yapan yoksullar kadar bu kutlamaları nefretle izleyip “bu iş bitince hepsi asılacak bu çapulcuların” diyen burjuvalara da mikrofon uzatan iki muhabir, başlangıçta tarafsız kalmaya çalışsalar da giderek ayaklanmanın bir parçası haline geliyorlar. Öyle ki, çatışmalar son barikata dayandığında kameraman da kamerasını bırakıp eline bir tüfek alıyor.
Tabii tüm bu deneyselliğin bir bedeli var: Komün’ün sinema için kesilmiş hali 3 saat 40 dakika, DVD’de yer alan (ve kanımca asıl izlenmesi gereken) tam hali 5 saat 45 dakika. Yine de Komün, başka işiniz olmayan bir gün oturup, mümkünse ara ara durup, üzerinde tartışarak izlenmesi çok keyifli bir deneyim olan, harika bir eser. Tek bir uyarı ile: Bu film, bir belgesel değil: Öğrenmek için değil, Komün’ü geniş bir bağlamda irdelemek için izlenmeli ve öncesinde muhakkak bir ön okuma (Önerim Marx’ın Fransa’da İç Savaş’ıdır) yapılmalı.


Son olarak, halkın akın akın kent meydanlarını doldurduğu ve AKP diktatörlüğü ile dişe diş mücadele ettiği şu olağanüstü günlerde, kendimi bu yazıya bir not düşmek zorunda hissediyorum. Bugün 2 Haziran Pazar; Taksim’i dün, akşam saatlerinde kazandık. Yazı, Salı günü yayınlanacak ve o zamana kadar ne olacağı konusunda kimi fikirlerim olsa da bu fikirlere kesinlikle yazıya dökecek kadar güvenmiyorum. Ancak tek bir şeyden eminim: İnsanlığın aydınlık geleceği Tahrir’lerde değil, Komün’lerdedir. Tahrir, başsız, yönsüz ve nihayetinde emperyalistlerin elinde oyuncak olan, dinci gericileri iktidara taşıyan bir kalkışmaydı. Komün ise kendiliğinden gelişen yurtsever bir halk tepkisinin devrimci önderlikle buluştuğu, büyük ve onurlu bir halk iktidarıydı. Bizim hedefimiz Tahrir değil, Komün olmalıdır.