Faşizm Nedir?

Faşizmi birçok isim farklı şekillerde tanımlamaya çalışmıştır. Ancak yapılan tanımlamalar hatalı ve eksikli kalmış, bu kötücül kavramı tam olarak açıklayamamıştır. Bunların ortak özelliği totaliter bir tek parti sistemini, militarizmi ve şovenizmi vurgulamalarıdır.

Faşizm hakkında pek önemli olmayan ve tekil nitelikleri vurgulanarak büyük bir akıl karışıklığı yaratılıyor ve bunun sonucunda komünizmin bile faşist nitelikleri varmış gibi sonuçlara varılıyor. Liberal burjuvalar bu durumu kullanarak hiç utanmadan sosyalist bir ülke olan SSCB’yi bile faşist bir devlet gibi yaftalamaya çalışabiliyor.

Ancak faşizmin özünü en kısa ve öz şekilde yansıtan bir tanım var. Bu tanımı Almanya’da faşistlerin emek hareketini baskılamak için bahane olarak ileri sürmek için komünistleri Reichtag’ı  kundaklamakla suçladığı mahkemelerde komünistliği ve devrimci onuru güçlü ve tutarlı bir şekilde savunan Georgi Dimitrov ortaya koymuştu.

Faşizm nedir?
Faşizm finans kapitalin en gerici, en şoven en emperyalist unsurlarının açık terörist diktatörlüğüdür.
Faşizm, ne sınıflar üstünde var olan bir güç, ne de lümpen proletaryanın ya da burjuvazinin finans kapital üzerindeki iktidarıdır.
Faşizm finans kapital iktidarıdır. İşçi sınıfı, devrimci köylüler ve aydınlara karşı örgütlenmiş terörist şiddettir.
Dış politikada faşizm diğer halklara yönelik kini büyüten kaba şovenizmden ibarettir.

Faşizm siyasal bir doktrin olarak İtalya’da ortaya çıkmıştır. Bu düşünce iki dünya savaşı arasında kalan dönemde kurumsallaşmış sermaye ile devletin bir araya gelerek hiçbir şeyin ve hiç kimsenin herhangi bir kıymetinin olmadığı bir diktatörlük kurması şeklinde zuhur etmiştir.

Tarih boyunca tüm ülkelerin tekelcileri hükümetlerinden işçi sınıfının fikirlerinin bastırılmasını ve bunlara karşı korunmayı talep edegelmiştir. Burjuva iktidarının ortadan kalkması riskinin yükseldiği devletlerdeyse burjuvazi tüm gücüyle kendi faşist liderlerini destekler.

Faşist diktatörlükler tekelci sermaye ve uluslararası bankalardan mali destek bulabildiği için İkinci Dünya Savaşında, diğer savaşlarda ve diğer işgallerde sayısız insan hayatı yitirilmiştir. Faşist bir askerin silahından çıkan her bir merminin parası kapitalistlerce ödenmiş ve sermaye sahipleri bunun karşılığında daha da büyük kârlar elde etmiştir.

Faşizm ancak Sovyet işçi sınıfının ve Sovyet ülkelerinin müthiş gücü ve cesareti sayesinde yenilebilmiştir. Komünistlerin ve anti-faşistlerin savaşı kazanmak için yaptıkları tüm o fedakarlıklarına rağmen bugün yeni bir faşist rejimin ortaya çıkması için ön koşullar halen mevcuttur.

Bunun nedeni iktidarda tekellerin bulunması ve yeni bir diktatörlüğü ortaya çıkarabilecek kriz ve çelişkilerin var olmasıdır. Tüm bunlar dünya piyasalarının yeniden paylaşılması ve bu amaçla ve yine bu nedenle yeni bir dünya savaşının patlak vermesi gibi sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

Faşistleşme sürecinden fiili faşizme geçiş koşulları

Dünyanın krize girdiği zamanlarda toplumsal düzenler çöker: küçük burjuvalar servetlerini yitirir; insanlar daha çok sömürülmeye başlar ve işçi sınıfı elinde avucundaki tüm varlığını yitirir. Tüm bunlar olumsuz duygu ve düşüncelerin ortaya çıkmasına, protestoların yükselmesine neden olur.

Tekelciler gerekli seviyede “barışçıl” bir sömürüyü devam ettiremeyecek hale geldiklerinde faşizm formundaki açık burjuva diktatörlüğüne hızlı bir geçiş yaşanır. Bu özü itibariyle devrimci durumun ortaya çıktığını ve burjuvaların buna yanıt olarak yüzlerini faşizme döndükleri anlamına gelmektedir.

Faşizm öncelikle kapitalist zincirin en zayıf halkalarına içkindir. Bunlar, sınıf mücadelesinin kapitalizmin temellerini sarsmaya başladığı, burjuvaların şiddet ve darbeler olmaksızın siyasi yaşamı boyunduruk altında tutamadığı ülkelerdir.

İşçi sınıfının çıkarlarını savunan ve sosyalist bir iktidar kurmak üzere mücadele eden Komünist Parti burjuva sistemi için özellikle tehlikelidir. Tam da bu yüzden faşist darbe sırasında ilk olarak devrimci durumu bir devrime dönüştürebilecek yegâne yapı olan komünist örgütler saldırıya uğrar.
Burjuva tarihçi Ernst Nolte faşizmin komünizme, Komünist Parti’nin faaliyetlerine karşı bir tepki olarak doğduğunu ve komünizm tehdidi olmasaydı faşizmin asla ortaya çıkmayacağını ileri sürmüştür. Buna göre sanki faşizm şu “çılgın komünistlerce” yaratılmış, fütursuz burjuvazi ve mülk sahiplerinin kanlı devrimci anarşiyi engellemek için etrafında toplandığı bir şeydir.

Faşizm gerçekten de kapitalizmi devrim tehdidi karşısında korumak için başvurulan son çaredir. Ancak bu tehdit daha çok üretici güçlerin tarihsel ilerleyişi ve tarih akışı içerisinde sınıf çelişkilerinin derinleşerek büyümesinden kaynaklanmaktadır. Kapitalizmde istikrarı bozan Komünist Parti ve onun faaliyetleri değil, bu objektif durum ve koşullardır. Faşizm bu çelişkileri ortadan kaldırıp tarihsel akışı burjuvazi lehine çevirmek üzere en azından geçici olarak başvurulan bir yöntemdir: üretici güçlerin tarihsel rollerini yerine getirmelerini engellemek, proletaryayı harekete geçmiş olan küçük burjuvazinin tahakkümü altına sokmak ve uluslar arasında süren savaşlar esnasında sınıf mücadelelerini baskı altında tutmak faşizmin görevleri arasındadır.

Tüm bu özellikler, adı ne olursa olsun her türden tüm faşizmler için değişmez özelliklerdir. Alman nasyonal sosyalizmi, İspanyol falanjizmi, İtalyan faşizmi, Romanya muhafızları, Ukrayna milliyetçiliği ve diğer tüm benzerleri, dıştan ne kadar farklı görünürlerse görünsünler, ortak bir amaca sahiptir: ölüm döşeğindeki kapitalizmi kurtarmak, işçi sömürüsünü yoğunlaştırmak, proleterya iiçinde birikmekte olan devrimci enerjiyi sermaye lehine sönümlendirmek ve savaşa hazırlanmak. Faşizmin özü bundan başka bir şey değildir.

Faşizm geri gelecek mi?

Faşizm “düzene içkin” bir rejimdir. “Şeytani zeka” sahibi birinin milyonları kandırmasıyla ortaya çıkmaz ve tarihte yaşanan trajik bir yol kazası değildir. Faşizm kapitalist sistemin ömrü sona yaklaşmışken çelişkilerin giderek derinleşmesinin mantıksal bir sonucudur ve kapitalist sistemin burjuvaların çıkarlarını savunmak amacıyla sergileyebileceği tüm gerici eğilimleri en saf haliyle ortaya çıkarır.

Burjuva sınıfı bugün bir yandan “faşizmin mezalimlerini” sahte bir öfkeyle lanetlerken diğer yandan savaşlar çıkarmakta, dinci gericiliğin en karanlık yüzünü tüm halklara dayatmakta, burjuva “temsili demokrasisinin” tüm kalıntılarını yok ederek proletaryanın toplumsal ve ekonomik tüm kazanımlarını ortadan kaldırmaktadır.

Burjuva liberallerin bu iki yüzlülüğü ve saldırganlığı kendiliğinden ortadan kalkmaz ve kapitalizm faşizmden hepten vazgeçemez çünkü faşizm denilen şeyi ortaya çıkaran çelişkiler kapitalist üretim tarzının yaratımıdır.

Kapitalizm artık, insanoğlunun tarihsel gelişimini sekteye uğratan bir fren haline gelmiştir ve bu zamanı geçmiş ekonomik sistemin tamamen ortadan kalkmasını yalnızca militarizm, dinci gericilik ve küçük bir zenginler sınıfının sonsuz diktatörlüğünü sağlama eğilimi gibi özellikleri olan faşizm engellemektedir.

Peki Ne Yapmalı?

Kendi hegemonyasını her türlü yola başvurarak korumak isteyen tekellerin gücünün kendiliğinden zayıflaması ya da kendiliğinden yıkılmaları beklenmemelidir. Bir ülkenin bir sabah aniden faşist olarak “uyanması” mümkün değildir. Ancak faşizm “ithal” ve “ihraç” edilebilen bir şeydir. Mali ve sınai sermaye eliyle örgütlenen oligarşi gruplarınca yönetilen her ülkede faşist bir diktatörlük kurulabilmesini olanaklı kılacak nüveler her zaman mevcuttur.

Bu nüveler eninde sonunda potansiyellerini gerçekleştirerek her türden sağ iktidarlar, darbeler, halk düşmanı reformlar gibi gerici sonuçlar doğurur. Kapitalist terör her şeyden önce emekçilere, yani işçi sınıfına yöneldiğinden bu faşist uygulamalarla mücadele etmek ve yalanlarını açığa çıkarmak işçi sınıfının ve onun çıkarlarının temsilcisi olan komünistlerin görevidir.

Yalnızca sınıf mücadelesinin tüm çeşitleri için gereken bilinç ve hazırlıkla donanmış bir Komünist Parti’nin öncülüğünde örgütlenmiş işçi sınıfı faşistleşme sürecine direnerek insanoğlunu faşizm ve onu doğuran kapitalist sistem karşısında nihai zafere ulaştırabilir. İnsanın insanı sömürmediği, tarih dışı milliyetçilik ve ırkçılık gibi gericiliklere asla yer olmayan, savaşların, baskı ve şiddetin adının bile unutulduğu bir dünyayı yalnızca Komünist Parti öncülüğündeki işçi sınıfı kurabilir.