Bütün iktidar Sovyetlere!

Ekim (1928) – Sergei Eisenstein ve Grigoriy Aleksandrov
7 Kasım, Büyük Ekim Devrimi’nin yıldönümü. 96 yıl önce bugünlerde Rusya insanlık tarihinin en büyük siyasi olayına sahne oluyor, ilk defa emekçi kitleler sınıfsız, sömürüsüz toplumu kurmak için iktidara el koyuyorlardı. Bu vesileyle yönetmenliğini Eisenstein ve Aleksandrov’un yaptığı, Rusya’nın sosyalist devrim ile sonuçlanan sekiz aylık siyasi bunalımını ele alan Ekim filmini inceleyeceğiz.

Olgusal değil tarihsel gerçekçilik
Daha önce tarihsel filmler konusunda bu köşede yaptığımız tüm uyarılar Ekim için de geçerli ve filmi izlerken bir belgesel değil, çok büyük bir tarihsel olayı anlatan bir sinema filmi izleniyor olduğu akılda tutulmalı. Hatta filmi izlemeden Rusya’da Şubat Devrimi’nden Ekim Devrimi’ne kadar olan bitene dair kısa bir makale okumak filmin duruşunu ve sembolojisini anlama konusunda çok faydalı olacaktır. Sonuçta film her ne kadar olayların tarihsel sıralamasına ve aralarındaki bağlantılara sadık kalsa da; pek çok olay doğrudan doğruya filmde canlandırıldığı gibi olmadı. Bunun bir önemi de bulunmuyor, zira propagandif bir estetiğe sahip olan filmde olayların aktarılışı da sembolik bir nitelik taşıyor. Yani eser, Ekim Devrimi ile sonlanan sekiz aylık sürece dair bir duruş ve anlatı sunarken, bunu tekil sahnelerin gerçekçiliğinden ziyade olayların bütünlüklü tarihselliğine dair bir gerçekçilikle yapıyor.
Yüzler ve putlar

Sergei Eisenstein

Bu çerçevede Ekim’in kanımca en fazla öne çıkan ve onu sanatsal açıdan değerli kılan yönü, 1917 Rusyası’nın siyasi panoramasını muazzam bir beceriyle semboller üzerinden aktarmasıdır. Bu panoramada toplumsal sınıflar ya da özel öneme sahip toplumsal öbekler (örneğin Kazaklar) belirli insan tipleri üzerinden, bilhassa da yüzlere yapılan yakın plan çekimlerle temsil edilirken; Bolşeviklerin karşısında yer alan siyasi figürler sık sık kendilerini temsil eden objeler yoluyla nesneleştirilerek ele alınır. Bu, Şubat’tan Ekim’e giden yolda Rusya’nın tüm burjuva unsurlarının siyasi anlamda özne niteliklerini yitirmeleri ve iktidarsızlaşmalarının sembolüdür.
Bolşeviklerin ve devrimin önünde engel teşkil eden karşıdevrimci cenahın ortak özelliği eski düzen ile aralarındaki bağdır ve bu bağ filmde Şubat Devrimi sırasında emekçiler tarafından yıkılan Çar III. Aleksandr’ın heykelinin geçici hükümetin aldığı kararlarla yeniden ayağa kalkması ile sembolik olarak anlatılır. Diğer yandan, devrimi boğmaya çalışan iki önemli figür olan Kerenskiy ve Kornilov’un Napolyon ile özdeşleştirildiği ve birbirinin karşısına dikilmiş iki Napolyon heykelciği olarak sunulduğu sahne filmin güçlü sembolojisine verilebilecek bir başka örnektir. Özetle Ekim, metafor ve sembollerin ille de karmaşık ve metafizik konularda olması gerekmediğini, gerçek toplumsal olayların da pekala gerçekçi bir çerçevede sembol ve metaforlarla anlatılabileceğini çok iyi gösterir.

Ekim’in güncelliği
Sinema sanatı açısından sahip olduğu büyük değer bir yana; Ekim’i bugün (pek çok kişi için bir kez daha) izlenmeye değer kılan özelliği güncelliğidir. Film devrimci duruma nasıl gelindiğini ve iktidara el koymanın nasıl olanaklı hale geldiğini gösterirken yalnızca özgün bir durumu anlatmaz; aynı zamanda tüm devrimlerde yer alan meşruiyet bunalımı, devrim ve karşıdevrim arasındaki diyalektik gibi unsurları da öne çıkartır. Bu açıdan Ekim sadece tarihsel değil güncel olana da dairdir ve bu nedenle de izlenmeye değerdir.