ABD Yıkılıyor mu?

Kapitalizmi ezmek ve ırkçılıktan, eşitsizlikten, sömürüden bağımsız bir ülke yaratmak için ABD’de de dünyanın geri kalan tüm ülkelerinde de güçlü bir işçi hareketine ve sosyalist bir devrime ihtiyacımız var.

Amerika gösterilerle çalkalanıyor. Yüz binlerce insan bu gösterilere katılırken, sayıları da her geçen gün artıyor. Aynı şekilde bu protestoların ne anlama geldiği hakkındaki görüşlerin de sayısı artıyor. Bu videoda olayların sınıfsal yönünü ve ezilen Amerikalıların adalete ulaşması için yapılması gerekenleri ele alacağız.

Her şey 25 Mayıs akşamında başladı. Minneapolis şehrinde polis, Afro-Amerikalı bir adamı, Corç Floyd’u sahte para kullandığı şüphesiyle gözaltı alırken, bu olayın tanıklarından birinin çektiği görüntüler belirleyici bir rol oynadı; ırkçı polis memuru Floyd’u nefessiz bırakırken diğer polisler Floyd’un hızlı bir biçimde kötüleşmesine ve yardım çığlıklarını izlemekle yetiniyordu. Ambulans geldiğinde Floyd bilincini yitirmiş ve hayatını kaybetmişti.

Yardım isteyen siyahi bir adamın boğazına beyaz bir polisin diziyle bastırması hızlı bir biçimde tüm dünyanın dikkatini çekti. Barut fıçısının yanında kibrit çakmış gibiydi, Floyd’un öldüğü yer kendiliğinden gelişen gösterilere sahne oldu. Bu gösterilere polisin acımasızca karşılık vermesi şiddetli çatışmalara ve yaralanmalara yol açtı.

Trump, olaylar için sol radikal Antifa’yı suçlarken, gerici iktidar barışçıl bir anlaşmaya varacak durumda değildi elbette. Corç Floyd’un ölümü, günümüz Amerikası’nın iç çelişkilerini de bir kez daha ortaya çıkardı; toplumsal tabakalaşmada alt katmanlardaki yığılma, ortaya çıktığı günden itibaren Amerikan kültürünü zehirleyen yönetici sınıftan beyazların ırkçılığı, hiç tartışmasız zor gücüne dayalı devlet aygıtı ve şirketlerin mutlak gücü.

Daha önce de benzer durumlar yaşanmıştı; 2014’de Ferguson’da, 2016’da Şarlot’ta, 2017’de Sen Lui’de ve son olarak 2019’da Memfis’de. Ekonomik kriz ve işsizliğin gitgide büyümesi, koronavirüs salgını, ABD’de git gide açılan sosyoekonomik uçurum, yüz binlerce siyahi ve beyaz Amerikalıyı ülke çapında sokağa döktü.

Kapitalist medya, Neonazilerin de yardımıyla, bu protestoları “özel mülkü yağmalayan isyancılar” olarak göstermeye çalışmakta gecikmedi.

Toplumun en alt tabakasının çürümesinin bir ürünü olan lümpen proletarya, kitlesel gösterilerde elbette kitlelerin ayrılmaz bir parçasıdır. Lümpen proletarya açısından bu gösteriler, mağaza camlarını indirip pahalı kıyafetler veya yeni bir telefon aşırmanın bir bahanesidir. Başına buyruk sözümona devrimcilerin veya bu kılığa bürünmüş polis ajanlarının her yeni yağma ve kundaklama eylemi, anaakım medyanın yanıltma kampanyasını güçlendiren bir video klip haline geldi.

Bu karşı propaganda sayesinde, kapitalistler, polis şiddetine karşı son derece haklı bir eylemi geniş kitlelerden yalıtmakla kalmadılar, ellerindeki toplumsal ve siyasi kontrolü daha da faşizan bir seviyeye taşıyabilmelerinin ve güçlendirmelerinin meşrulaşacağı zemini yakaladılar.

Bu sırada Neonaziler ile bunların polis içindeki uzantıları açık provokasyonlara girişmekten geri durmadı; göstericilere karşı girişecekleri açık misillemeleri meşrulaştırmak amacıyla kalabalıklara sızmaya ve bunları kışkırtmaya çalıştılar.

Gösterilerin bir merkezinin bulunmaması ve motivasyon çeşitliliği, “polisin denetlenmesi” veya ücretsiz yiyecek ve ilaç dağıtımı gibi birbiriyle örtüşmeyen stratejilere ve taleplere yol açıyor. Öfke, içeriği dolu olmayan bağırışlara ve devrimciymiş gibi görünen geçici bir cesaret duygusuna götürüyor. Sonrasında ise hareketin başarısızlığa uğramasıyla birlikte insanlara bir hayal kırıklığı çöküyor, umutsuzluk beliriyor. Durum böyle olunca da toplumsal bir değişimi amaçlayan bir sarsıntı daha küle dönüşüyor. Bunun bir tane sebebi var; öncüsüz proletaryanın aksine, burjuvazi çıkarlarının son derece farkında ve bunları savunmak için bütün donanımlara sahip.

Ağır bir krizin ortasında, toplumsal gerilim yükseliyor ve sınıf mücadelesi ağırlaşıyorken, burjuvazi hem hazırda bulundurduğu hem de bu tür kendiliğinden gelişen gösterilerden elde ettiği kozlarla karşı saldırıya geçiyor.

Örgütlülüğünün yanında hem ideolojik hem de eylem açısından eşgüdümlü bir mücadele gücü dışında hiçbir şey kapitalizme gerçek anlamda zarar veremez. Ancak böylesi bir güç, bilinçli ve disiplinli bir şekilde hareket edebilir. Ancak böyle bir güç hoşnutsuz yığınları örgütleyebilir, onlara, sınıf mücadelesinin bütün cephelerinde burjuvaziyi ve burjuvazinin silahlı güçlerini bozguna uğratmayı öğretebilir. Ne yazık ki ABD’de henüz bu denli örgütlü bir güç bulunmuyor.

Böylesi bir gücü, ancak ve ancak, işçilerin bizzat örgütlenerek taşıdıkları bir siyasi parti gerçekten hayata geçirebilir. Şunu demek istiyoruz; mevcut koşullarda, sıradan Amerikalılar girecekleri her çatışmayı kaybedecektir. Bu yüzden de bu tür gösteriler, aslına bakarsanız Martin Luther King’in öldürülmesinden bu yana ortaya çıkan gösterilere benzemektedir. Sol idealistlerin inanmamızı istediğinin tersine ve birçok defa kanıtlandığı üzere bunlar “devrim” getirmemiştir, getirmeyecektir.

2020 eylemleri, daha önceki benzerleri gibi, Amerikan toplumunda halen hüküm süren ırkçılığa karşı meydana gelmiş olsa da, ırkçılık, yönetici sınıf ve Trump’ın temsil ettiği gericiler tarafından etkin bir biçimde kullanılıyor. Merkez gerici unsurların pek çok bağlantısı mevcut; ırkçı küçük burjuva gruplar, gerici entelektüeller, marjinal sağcı örgütlenmeler.

Oysa eylemleri sınıfsal konumdan örgütleyecek ve kitlelerin sermayenin iktidar gücüne saldırması için öncülük yapacak güçte ve yetkinlikte bir komünist örgütlenme mevcut değil.

Bu gösteriler de tıpkı daha öncekiler gibi, ısınan gerginliklerin kendiliğinden ve geçici eylemleri olarak kalacak. Bunlar aynı zamanda burjuvazinin önceden ve her zaman beklediği, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler adını taşıyan yönetici kesimler arasındaki siyasi oyunlarda ABD’nin daha faşizan bir seviyeye çıkarmada kullanılacak birer “bilinen değişkendir”.

İşçiler hangi sınıfa ait olduklarını, ABD’nin hâkim sisteminin doğasını ve ırkçılığın da buzdağının tepesi olduğunu görmelidir. Bu sistemin çirkin özelliklerine karşı olmak yeterli değildir, sisteme bir bütün olarak karşı olunmalıdır. ABD’nin vebası durumundaki ırkçı kültürün kökleri, polis şiddetinin, yoksulluğun, eşitsizliğin ve ekonomik krizlerin kökleri, kapitalizm temel özelliklerinde bulunuyor.

Kapitalizmi ezmek ve ırkçılıktan, eşitsizlikten, sömürüden bağımsız bir ülke yaratmak için ABD’de de dünyanın geri kalan tüm ülkelerinde de güçlü bir işçi hareketine ve sosyalist bir devrime ihtiyacımız var.

Bunu da ancak sınıf mücadelesinde, sosyalizm hedefinde örgütlenerek başarabiliriz. Örgütlenin ve böylece yükselen faşizme verilecek cevaba hazır olun!